30 Aralık 2012 Pazar

Ruhundaki Zehirle Yüzleş - Tess Gerritsen

0 kişi bişi demiş:
Ya ben ne zaman bi kitap tanıtımı yapsam bu mutlaka bi Tess Gerritsen kitabı oluyo nedense :) Valla bu kadının kitaplarını okuyunca başka kitaplar bana yavan geliyo okuyasım gelmiyo onları. 




Çıkar çıkmaz aldığım ancak sallana sallana anca bugün bitirebildiğim bu kitap Tess'in diğer romanları gibi yine beni tatmin etti. Okurken kızım Buffy de horultuları ve rüya görürken çıkardığı acayip sesler ile bana eşlik etti sağolsun. Bi ara da kitabı alıp yemeye çalıştı gerçi ama olsun :)

Bu kitap tıbbi gerilimden çok polisiye-gerilim tadındaydı. Tess'in pek çok romanında mevcut "rahatsız edici ceset tabirleri" bu kitapta yoktu belki ondan, belki de çok uzun süre elimde kaldığından olsa gerek "Ayy ne olcak acaba" heyecanını bana yaşatmadı ama tabii ki okurken sıkılmadım. 

Tess Gerritsen hayranlarına bu kitabı tavsiye etmeme gerek yok zannedersem, zira hepsi çoktaaan alıp okumuştur zaten :) Henüz Tess Gerritsen okumamış diğer arkadaşlara tabii ki Tess'in diğer kitapları gibi bunu da tavsiye ediyorum.

Bu arada Martı Yayınevi'nde çıkan bu kitap her ne kadar 351 sayfa gibi görünse de 301. sayfadan sonrası "Live To Tell" isimli romanın ilk 3 bölümünü içeriyor bilginize...

Sanırım bu aralar pek polisiye-gerilim havamda değilim. Canım güzel aşk romanları okumak istiyor. Varsa eğer öneriniz, bu post'un altına beklerim.

Bu arada muhtemelen benim için 2012'nin son post'u muhtemelen bu olacak. Bu yüzden hepinize şimdiden mutlu yıllar diliyorum.


Görsel burdan alınmıştır.

2013 hepinize sağlık, aşk, huzur ve mutluluk getirsin...

Öpenzi,


K.D.


29 Aralık 2012 Cumartesi

I don't fit in anywhere...

4 kişi bişi demiş:
Yetiştiriliş tarzımdan olsa gerek sosyal becerileri çok düşük bi insanım. İlk tanıştığım insanlar hakkımda
"ne kadar yılışık" diye düşünmesin diye "iceberg" olmayı tercih ediyorum. İş ortamında kimseyle "kanka" olamadım. Çok da meraklısı olduğumdan değil, tamam belki çok da meraklısıyımdır bilemiyorum. 

Bizim okula yeni gelen bi kız var. Çok sıcakkanlı çok tatlı. Daha ilk görüşte insanın kanı kaynar ya bazılarına, işte öyle bi kız. Dedim tamam, sanırım iş yerindeki yalnızlığım sona erdi ben bu kızla iyi anlaşırım. Sonra ne olduysa oldu hiç sevmediğim yalancı kaltak iş arkadaşım onu benden çaldı. Bunlar aynı yerdeler ben ayrı bi lab.tayım. Öyle olunca tabi bu kızı kafalamış arkadaş olmuşlar. Toplanıp kaltağın evine gitmişler hatta. Ben yine dışlandım tabi her zaman olduğu gibi davet edilmedim. Hayır zaten o kaltağa uyuz oluyorum çağırsa da gitmezdim ama en azından bana teklifini reddedecek bi fırsat sunmasını isterdim. Şöyle bi düşününce ben de normal değilim yani. 

Hani bi Türk kızı klişesi vardır ya "Ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum yhaa" diye, işte ben sanırım hakikaten erkeklerin yanında kendimi daha rahat hissediyorum. Kızların yanında bi kasılıyorum, bi bunalıyorum. Sanki sürekli kıyafetimi, ayakkabımı, saçımı, makyajımı inceliyorlar, küçümsüyorlar gibi hissediyorum. 

Hiç kimsenin arkadaş olmak istemediği bitli kız gibiyim resmen. 

Halbuki hepsi benim bokumu yesin yani. 


25 Aralık 2012 Salı

Tembelim ben tembel

2 kişi bişi demiş:
Gün geçmiyor ki ben yine isyanlara girmeyeyim sevgili okuyucu... 

Kitap okuma hızım hayvan gibi düşüşte... Tembellikte rekor üstüne rekor kırmaya devam ediyorum... 

Geçen hafta eşimin babaannesi bizdeydi, dolayısıyla mutfağa sadece "yemek yemek" için girer oldum. Şimdi babaannemiz de evine dönünceeee mutfak işleri yine ellerimden öperrrrr.  

Okulda da hiç bişey yapasım yok, yeminle "çalışıyor gibi görünmeye çalışmak"tan yoruldum. 

Zaten benim sürüngen filan olmam lazımmış ki kışın bi güzel hibernasyona gireyim, uyanıkken de bi iş yapasım yok zira. Yaz olunca uyanır denize girerim işte, plajda kukumun üstüne kitap koyup fotoğrafını çeker, Instagram'da paylaşırım filan... 

Bak daha cevaplanacak 2 mim var. 

Allah'ını seven üstüme battaniye atsın :(

18 Aralık 2012 Salı

Mim uydurdum kıçımdan :)

4 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Aslında şu anda bi makale üzerinde çalışıyor olmam gerekiyodu ama sıkıldığım için mola verdim. Okuma listemi gözden geçirirken kendimi "öfff pöfff" derken buldum. Neden mi? Çünkü ilgimi çekecek bişey bulamadım ve hayal kırıklığına uğradım. Bunun üzerine de hemen bir mim uydurma gereksinimi duydum:). Mim'in adı "Okuma listenizde görmek istedikleriniz/istemedikleriniz". 

Kimse yanlış anlamasın lütfen ama mesela ben artık okuma listemde "Günün fotoğrafı" etiketli yazılar görmekten çok sıkıldım. Blog değil Twitter sayfası sankim. Ayrıca reklam durumları da bazen can sıkıcı olabiliyor çünkü bi reklamı yaklaşık 10 tane blogger arkadaş hemen hemen aynı zamanlarda paylaşınca okuma listem "Şimdi Reklamlar" kıvamına geliyor. Bi de takip ettiğim kozmetik bloglarında bazen ürün tanıtımı yapıp "Ama Türkiye'de satılmıyor maalesef" diye de dipnot düşüyolar, işte o anda kan beynime sıçrıyo arkadaş. O zaman niye tanıtıyosun be güzel kızanım, ben her gün Amarigaya Evropaya mı gidiyom; her gün e-bay den alışveriş mi yapıyom be saçlarını yolduğum kozmetik blogcu?

Görmek istediklerim, gördüğümde sevindiğim şeyler ise kitap değerlendirmeleri ve blogger arkadaşların kendi hayatlarından bahsettikleri yazılar, bol bol sevimli hayvanlar, DIY temalı yazılar... Her birini zevkle okuyorum.

Peki siz okuma listenizde neleri görmekten sıkıldınız? Reklamlar? Mim'ler? :) Ne tarz yazılar görmek istiyosunuz? Paylaşın da bilelim :)

Mimlediklerim;

İ.r.e.m.c.e
miyav kedicik
melek bahar
biricitconsungunlugu
Nesrin
asabi bakire

ve mim'i cevaplamak isteyen herkes.

Hepinizi öpenzi,

K.D.

14 Aralık 2012 Cuma

Mim'lendim ben yine

1 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Çook sevgili melek bahar beni mim'lemiş sağolsun. Uzun zamandır mim cevaplamıyodum, iyi oldu bu. Gelelim sorulara ve benim verdiğim cevaplara:


  • Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Sanırım yerine göre değişiyor. Aslında normalde inanılmaz duygusal bi insanımdır ama yeri geliyor sadece mantığımla hareket ederken buluyorum kendimi. O halime ben bile şaşırıyorum açıkçası:)  Nabza göre şerbet veriyorum sanırım :)

  • İnsanlar niye mutlu değiller? Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?
Bazılarının gerçekten şükredecek bişeyi olmayabiliyor. Bi de bana başkasının acınası halini görüp kendi haline şükretmek çok gaddarca geliyor. Küçük şeylerden mutlu olabilme yeteneği sanırım büyüdükçe çocuk masumiyeti ile birlikte yok oluyor.

  • Çok para harcayıp keşke almasaydım yada harcamasaydım dediğin bir şey var mı?
Bişeye çok para vereceksem çok düşünürüm, iyice ölçer biçerim. Bu yüzden de genellikle  pişman olmam. Genellikle gereksiz yere çok paralar da harcamam zaten. Tutumlu biriyimdir. 


  • Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin?
Genellikle "içi dışı bir", "dobra" hatta "patavatsız" olarak adlandırabileceğiniz bi insan olduğum için haksızlık karşısında genellikte susmam, aksine fena carlarım :) Üniversitedeyken bi hocamla bile kavga etmiştim sırf böyle bi sebepten ötürü :)
  • Tok gözlü müsün yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Valla gayet tok gözlü bi insanım. Şimdiki kızları gördükçe diyorum ki benim kocam ne şanslı ki benim gibi bi karısı var:))) 


Mimlediklerim;

fistiklitombi

İ.r.e.m.c.e

Hepinizi öpenzi,

K.D.


11 Aralık 2012 Salı

Allah Beni Böyle Yaratmış - PuCCa

5 kişi bişi demiş:
Günaydınlar sevgili okuyucu,

Sabah sabah servisle okula gelirken yine sinirlerim hopladı. Blogumu takip edenler bilir, daha önce personel servisinde gözüme kestirdiklerini analiz etmiş ve "tanımadığım insanlara kendi kendime kurulup sinir olma" huyumdan bahsetmiştim. O zaman bahsettiğim şişman bi teyze vardı, hani beni sinek gibi cama yapıştıran. Hah işte bilin bakalım o teyze bu sabah yine nereye oturdu? Tabii ki benim yanıma! Ya yemin ediyorum size serviste belki 10 tane koltuk boş, hatta bazı pencere kenarları bile boş yani o derece. Ama bu teyze ne yapıyo, o kadar boş yer var geliyo beni gözüne kestirip yanıma oturuyo. Yanlış anlaşılmasın, şişman insanlarla bi problemim yok, hatta benim kendi annecim bile tombalaktır yani çok da severim mıncıklamayı kendisini. Ama bu teyze ayrı bişey. Yani o kadar boş yer varken paso inadına benim yanıma oturup sıkıştırıyo beni. Kadın zaten benim götümün yarısını altına alarak oturdu sabah. Hiç "biraz kaykılayım, kızı ezdim galiba" durumu filan da yok. Gayet yayıldı 1,5 kişilik yer kaplıyo. Utanmasa beni komple kıçının altına minder yapacak. Neyse dedim kızım sık dişini, altı üstü azıcık yol sabret. Bizim okulun yolları virajlı olduğundan okula çıkarken merkezkaç kuvveti ile sağa sola savruluyosun haliyle. Şimdi normal bi insan bu durumda ne yapar? Yanında oturan insanı ezmemek için ön koltuğun arkasındaki o zımbırtılara tutunur ki savrulmasın dimi? Nerde bizim teyzede o incelik! Kadın bildiğin o virajlarda beni cama yapıştırdı da yapıştırdı. Allahım zaten üzerimde mont var, atkı var fenalık bastı bi de kadın bok çuvalı gibi üstüme abanınca yemin ediyorum kurdeşen döktüm 10 dakika içinde. Ya tamam teyze şişmansın ona lafımız yok, olabilir belki ilerde ben de şişman olabilirim. Ama bu kadar da olmaz artık. Bu kadının kesin bana garezi var ya bu olanların başka bi açıklaması olamaz çünkü. Neyse yaa kitap tanıtımı yapacaktık dimi konudan sapmayalım.

Buzz gibi kış havaları geldi çattı, havalar da yağmurlu gidiyo birkaç gündür, yani anlayacağın kitap okuma günleri için zemin hazır. Ağustos ayından beri yeterlilik sınavıma çalıştığım için bu süre zarfında ya bir kitap okumuşumdur ya da iki. Zaten bloglarını takip ettiğim diğer arkadaşlar gibi yılda 80-90 tane kitap okuya(bile)n bi insan da değildim. Sınav yüzünden okuma kapasitem iyice yerle bir oldu tabi... Yeni yeni kitaplar alıp, sırf sınava çalıştığım için okuyamadığım o günler bana işkence gibi geldi.  Neyse ki o günler geride kaldı :)

"Dizüstü Edebiyatı" kimisinde "iğrenç, sığ, saçma, gereksiz"; kimisinde de "harika, muhteşem, ayy aynı ben" etkileri yaratıyor. Şahsen ben her iki kategoriye de sokamıyorum kendimi. Bu tarz kitaplardan sadece PuCCa ve Pink Freud'un kitaplarını okuduğum için, internet ortamında meşhur olmuş kişilerle ilgili bir genelleme yapmam yanlış olur. Mesela PuCCa'nın kitaplarına bayıldım ama Pink Freud'u hiç sevmedim. Hiç bu tarz kitap okumamış kişilerin "Dostoyevski dururken PuCCa mı okucam yeeeaaa" modundaki tavırlarına da karşıyım. Neyle neyi kıyaslıyosunuz neyin kafasını yaşıyosunuz siz? Sanki bu kişiler bu kitapları çıkartırken Tolstoy'un, Dostoyevski'nin tahtına göz diktiler anasını satayım. "Edebi değeri yok" muş! Bak seeen! Zaten PuCCa'da edebiyat alanında Nobel alsın diye yazdıydı bu kitapları sen öyle diyince şimdi kalbi kırılmıştır. Yav kardeşim bu kitaplar insanlar okurken gülsün, eğlensin diye yazılmış. Zaten siktiriboktan bi dünyada yaşıyoruz her yerimiz dram, iki gülelim de kafa dağıtalım istiyoz be hacı. Ona bile kulp takıyosunuz koduğumun entelleri sizi. Sen kendin okumazsan okuma, ama okumadığın kitapla ilgili yorum da yapma. Bak sinirlendirdiniz beni yine.



Neyse efenim, gelelim kitap ile ilgili yorumlarıma. Daha önce PuCCa'nın kitaplarını okudunuz mu bilmiyorum ama eğer okumadıysanız bence büyük bir terpi fırsatını kaçırdınız demektir. Hala çok geç değil bence, alın okuyun. Önceki iki kitap beni okurken gülmekten neredeyse altıma işetiyodu, okurken böyle salak salak kendi kendime kahkahalar filan atıyodum, eşim "Ne oluyo sana be delirdin mi?" şeklinde bakışlar atıyodu. Ben yine o tarz bi kitapla karşılaşacağımı düşünmüştüm ama yanılmışım. Yine komik miydi? Evet komikti. Okurken sıkıldım mı? Hayır sıkılmadım. Bu sefer daha başkaydı kitap, daha duygusaldı. Bu yaşadıklarını anlatmanın PuCCa için zor olduğunu düşünüyorum çünkü yazarken tekrar o kötü günlere dönmüş, aklında aynı şeyleri bi daha bi daha yaşamıştır. Bazı yerleri özellikle de son kısımları gerçekten insanın içini acıtıyor. Ben kendimi onun yerine koydum, okurken kendim yaşamış kadar üzüldüm. Hatta sonunda dayanamadım ağladım. Benim ağlamam bi kriter mi bilmiyorum çünkü ben ota boka ağlayan bi insanım animasyon filmlerde bile (Toy Story, Up, Wall-e vs.) ağlıyorum. Ama gerçekten zor günler geçirmiş ve insan ister istemez empati kuruyo. 

İlk iki kitabı okuyup beğenenler zaten eminim bu kitabı da alıp okuyacaklardır. İlk kitabı hatırlayın hani, uğruna evi yaktığı sevgilisi vardı ya, hah işte bu kitapta onunla tanışma hikayeleri ve birlikte geçirdikleri günlerden bahsediyor. Aynı zamanda benim içimi parçalayan çocukluk günlerinden kalma anılarından da bahsetmiş. İyi vakit geçirmek, kafa dağıtmak için ideal bi kitap. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Sonunda ağlarsanız karışmam ben uyarımı yaptım. Kitaba puanım 10 üzerinden 9. 

Hepinize bol kitaplı günler,

Öpenziii

K.D.



7 Aralık 2012 Cuma

Vuhuuu yeterliyim bebişimmm

8 kişi bişi demiş:
Herkese merhaba!

Uzun zamandır blogumla aktif olarak ilgilenemiyodum, malumunuz doktora yeterlilik sınavım vardı. Uzun ve sancılı bir bekleme ve çalışma sürecinden (yaklaşık 4 ay) sonra dün itibariyle doktora yeterliliğimi vermiş bulunuyorum:)) Yaklaşık 3.5 saat süren bir yazılıdan sonra sözlü sınava girip her ikisinden de başarılı oldum :)) Açık söylemek gerekirse  yazılım çok çok daha iyi geçti ama sözlüde biraz sıçtım :) O da heyecandan yani (kendime bok da sürdürmüyom hani). Zaten danışman hocam da, heyecan yüzünden yazılıda gösterdiğin performansı sözlüde gösteremiyosun dedi. Neyse artık ben sadece geçtiğim için çok ama çoook mutluyum. Resmen böğrüme oturan bi öküz vardı ve dün o öküz sonunda kalktı :)) 

Ümit ediyorum bundan sonra sık sık yazılarımla sizlerle olucam :)

Öpenziii

K.D.

9 Kasım 2012 Cuma

Arazi olduk :)

3 kişi bişi demiş:
Merhaba çok sevgili okuyucu,

Sabah sabah henüz hoca gelmemişken hemen bi post hazırlayayım dedim.

Çarşamba günü lab.ta oturup bişeyler çalışmaya çalışırken birden bire kendimi arazi çalışmasında buldum. Aslında biraz kendim gönüllü oldum çünkü uzun zamandır araziye gitmiyodum ve o gün hiç de ders çalışma havasında değildim :) Börtü böcük toplamak için teee Muğla'ya gittik. Arazi çalışması planlı olmadığından ben tabi ponponlu çizmelerim ve güzel elbisemle katıldım. Hoca araziye çıkmadan "Geze geze gidin, Akyaka'ya da uğrayın balık yersiniz" dedi :) Biz tabi bunu duyunca sevinçten kudurduk ve hemen yola çıktık.

Zaten ben arabayla yolculuk yapmayı çok severim. Muğla'nın tatil beldelerini de çok severim o yüzden benim için harika bir kombinasyon oldu diyebilirim.

Araziye öğlen çıktığımızdan ve deli gibi aç olduğumuzdan önce yemeğimizi yiyelim dedik ve Akyaka'ya gittik. Azmak'ın kenarında bir balıkçı teknesinde ekmek arası balık yedik bi güzel :) 

Gördüğümüz manzara ise şöyle bişeydi:

Balık yerken izlediğimiz Azmak manzarası ve bize eşlik eden ödeklerden biri :)
Yemeğimizi yedikten sonra Sarıgerme'ye yani esas börtüyü böceği toplayacağımız otele doğru yola çıktık.

Otel sezonu kapatmış bomboştu tabi. Sezon kapalı olunca da bunlar sivrisinek ilaçlamasını bırakmışlar. Abartmıyorum sevgili okuyucu 20'den fazla sinek ısırığı ile geri döndüm. Kollarım, bacaklarım, sırtım, suratım sinek ısırıklarıyla dolu. Hem de bu sinekler sizin bildiğiniz şehirdeki sivrisineklerden de değil. Kazağın, çorabın üzerinden bile ısırdılar bizi. Her bir ısırık eşşek gibi şişti ve ben kaşıntıdan öldüm, hala da ölmeye devam ediyorum.

Neyse efendim börtümüzü böceğimizi toplayıp sinekler tarafından bi güzel ısırıldıktan sonra dedik bu kadar gelmişiz, bi sahile inelim bari. Gittik güzel deniz havasını içimize çektik. dalgalarla oynadık :)

Bu da sahilde çektiğim bir kare:

Sarıgerme'de gün batımı
Uzun lafın kısası çok yorulduk, sineklere yem olduk ama yine de çok eğlendik.

Keşke bütün arazi çalışmaları böyle olsa :)


K.D.

8 Kasım 2012 Perşembe

"Depresyondan Çıkaran Şarkılar" Mim'i

5 kişi bişi demiş:
Günaydın sevgili okuyucu,

Sevgili biricit mim'lemiş beni her zamanki gibi :) Valla biricitçiğim de olmasa bizi mimleyen yok :) Biricitçiğim çook teşekkür ediyorum sana ve beni depresyondan çıkarabilme potansiyeline sahip şarkılarımı paylaşıyorum :)


Tarkan - Hüp

ABD'deyken özellikle "Karma" albümü ile bana yoldaşlık eden sevgili Tarkan'ın ennnn sevilesi , enn oynak, enn kıpır kıpır şarkısı. Bu şarkıyı dinleyen bi insanın depresyondan çıkmama olasılığı Türkiye'de benzine 1 sene boyunca zam gelmeme olasılığı ile aynı bence.


Britney Spears - Break The Ice

Kariyerinin en başarılı albümlerinden biri olan "Blackout"un en güzel şarkısı bence. Kaç yıldır sıkılmadan dinlerim. Bu şarkıyı dinlerken de evde mal mal dans etmeye ba-yı-lı-yo-rum :)


Dolapdere Big Gang - Gimme Hope Joanna

Bizzat canlı izleme fırsatı bulduğum, çaldıkları her şarkıda hayvan gibi göbek attığım Dolapdere Big Gang'in en güzel uyarlamalarından biri.

Veee son olarak;


Mezdeke - Ya El Yelil


Ölüyü bile diriltecek kapasitedeki bu şarkıyı dinlerken içinden göbek atmak gelmiyosa bi insanın, o insandan uzak durun bence.


Beni depresyondan çıkaran şarkılar bunlar. Peki ya sizinkiler?

Mim'lediklerim;

miyav kedicik
İremce
asabi bakire
melek bahar
audrey


Sevgiler,

K.D.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Küçük Mucizeler Dükkanı - Debbie Macomber

6 kişi bişi demiş:
İyi akşamlar sevgili okuyucu,

Upuzuuun bir aradan sonra bir kitap değerlendirmesiyle burdayım. Muhtemelen blogumu izleyen tüm arkadaşlarım bu kitabı çoktaaan okumuş, hatta serisini bile bitirmişlerdir. Bana da çok sevdiğim arkadaşım İrem tavsiye etmişti oku diye. Aylar önce kitapyurdu.com'daki indirimden faydalanıp almış, ancak okumaya başlamamıştım. Nedense bu kitabı aldıktan sonra pek bi pişman oldum zaten bu sebepten hiç okuyasım gelmedi. Çünkü ben "Hayat her şeye rağmen çok güzel lay lay loooom" temalı, içinde polyannacılık barındıran ne kitaplardan ne de filmlerden hoşlanırım. 

Büyük bir ön yargı ile kitabı okumaya başladım. Kitabı bi açtım ve neden kitabın 480 sayfa olduğunu anladım. Maşallah kafam kadar puntoyla basmışlar çünkü. O da yetmiyo gibi bi de her bölüm sayfaların tee ortasından başlıyo. Resmen kağıt israfı valla. 

Kitap tahmin ettiğim üzere polyannacılık üzerine kurulu. Farklı hayat tarzları olan kadınların bir örgü dükkanı sayesinde bir araya gelip iyi arkadaşlar olmasını anlatıyo. Aynı zamanda her kadının hayatındaki olumsuzluklar, zorluklar tek tek işlenmiş. Ama sonunda her şey tatlıya bağlanıyo. Bak seeeen. Birileri bu kitabın yazarına bir tokat atıp "Gerçek dünyaya geri dön mal!" diye bağırmalı.

Kitabın dili de o kadar basit ki sanki ilkokul 5'e giden bi çocuğun kompozisyonundan alıntı gibi. Yani o kadarını ben de yazarım kardeşim her eli kalem tutan da yazar oluyo valla.

Bütün olumsuz düşüncelerime rağmen kitabı okurken sıkılmadığımı belirtmeliyim. Kafa yormayacak bir kitap. Kitap okuyamayacak kadar yorgun olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda bile rahatlıkla okuyabilirsiniz. Ama illa alıp okuyun diyeceğim bir kitap değil. Para verip serinin kalan kitaplarını da almayı düşünmüyorum açıkçası. Kitaba puanım 10 üzerinden 5. Bugünlük benden bu kadar. 

Hepinize iyi haftalar.

K.D.

4 Kasım 2012 Pazar

İzledim #1: Ruby Sparks

0 kişi bişi demiş:
Haftanın son gününden merhaba sevgili okuyucu,

Görsel burdan alınmıştır.
Hiç sevmiyorum şu Pazar günlerini çocukluğumdan beri... Tatil olup da bu kadar sevilmeyen başka bir gün daha yoktur herhalde. Planladığım pek çok şeyi bu hafta da yapamadım ne yazık ki... Pazar günü de bişeylerle uğraşmayı hiç sevmiyorum, haftaya yorgun başlamak kadar berbat bişey olamaz çünkü. Sabah zaten 7 buçukta kalktım. Buffy'yi besledim. Çamaşır yıkadım-astım. Eşime mükellef bir kahvaltı hazırladım. Buffy'nin yaşam alanını temizledim ve şu an ceset gibiyim. Güya yeterlilik çalışacaktım peeeh yalan oldu tabii.

Bugün bir film değerlendirmesi yapmaya karar verdim. Dün akşam ablamların ziyaretinden sonra eşimle ne yapsak diye düşünürken hadi dedik bari Acun'u izleyeceğimize açalım da bi film izleyelim. Film tercihini eşim yaptı. Konusunun ne olduğunu hiç bilmeden izlemeye başladık filmi. İyi ki de izlemişiz. Filmin "büyülü" bi havası vardı. "Midnight in Paris" i hatırlattı bana. Onu izlemeyenler varsa bence mutlaka izlemeli, üstüne de bu filmi izlemeli. Güzel vakit geçirmek için ideal bir romantik-komedi, biraz da fantastik :) 

Türkçe adı "Hayalimdeki Aşk". Ayrıca ülkemizde henüz 2 Kasım'da vizyona girmiş. Film ile ilgili bilgileri de incelemek isteyen olur diye ekliyorum. 

Herkese güzel bir Pazar diliyorum...



Görsel burdan alınmıştır.


Yönetmen:
Jonathan Dayton | Valerie Faris
Ülke:
 ABD
Tür:
Komedi | Fantastik | Romantik
Rating:
imdb
7.3 (7,301 Oy)
Vizyon Tarihi:
02 Kasım 2012 (Türkiye)
Süre:
104 dakika


1 Kasım 2012 Perşembe

Daily dose of Buffy #1

4 kişi bişi demiş:


"Vampir sayılır" değil, tam bi vampir kendisi. Ellerim, kollarım, bacaklarım ısırık izleriyle dolu :)

Büyüyünce ısırması azalır diyolar ama dişler güçlendikçe verdiği zarar artıyo sadece :) O ısırdıkça ben "hayır" diyorum. Eşşek gibi anlıyo hayır'ı ama nedense işine gelmiyo çoğu zaman.

Olsun ama şimdiden "otur" ve "pati ver" komutlarını öğrendi :)

Çok hızlı büyüyo kerata :)

Maşallah kuzumaa

K.D.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Darlandım ben yinee

4 kişi bişi demiş:
Günaydın sevgili okuyucu,

Bu aralar bloguma çok sık yazamaz oldum. Artık evimizde iki kişi değil, üç kişiyiz bildiğiniz üzere. Sevgili köpeğim Buffy sağolsun bütün zamanımı alıyor. Kendisi oyun manyağı olduğu için enerjisini atması biraz uzun sürüyor. Sanki hayvana damardan redbull enjekte etmişler yani o derece. Bi yandan da doktora yeterliliğe çalışmaya çalışıyorum, laboratuvarlara giriyorum derken pilim bitiveriyo. Daha okuma köşesi mim'ini bile cevaplayamadım. Şu sınavı atlatıp teze bi başlasam rahatlar mıyım acaba diyorum da tez başlayınca da işin yoksa sabah akşam deney yap, poffff. 

Bugün saat 10'da laboratuvar toplantısı yapacak hoca. "Ne yaptın bunca zaman?" diyecek; "Hocam yeterlilik çalışıyodum, pek bişey yapamadım" diyinca ağzıma zıçacak. Hocamı çok severim, iyidir, çok yardımcıdır, babacandır çoğu zaman sadece bir hocadan ötedir hatta ama; adamın üstüne bi iş yükü yığar ki, söylediği şeylerin hepsini yapmaya çalışınca yarım yamalak şeyler ortaya çıkar. Bişey istediğinde hemen yapılmalıdır o iş. Bazen akşam saat olmuş 4 buçuk, mesai bitimine kalmış  yarım saat, "Hadi hemen bilmem ne deneyini kurun bugün". Yav kardeşim kuralım da kaçıyo mu şimdi yarın sabah erkenden gelir kurarız dimi? Ne beni akşamın körü oraya bağlayıp psikolojimi bozuyosun ki? İstemeye istemeye yaptırınca da yalap şalap özensiz, dikkatsiz şeyler çıkıyo ortaya.

Yazıp bitirmem gereken 2 tane makale var, hala duruyo yarım yamalak. Ben hem burdaki rutin işeri yürütüp, yeterlilik sınavına çalışıp hem de laboratuvarlara girip nasıl her şeyi zırt diye bitireyim ki? Hem zaten kadrom da geçici, geleceğimin olmadığının kesin olduğu bi yerde bu kadar emek vermek de enayilik gibi geliyo açıkçası. 

İşle ilgili bütün motivasyonumu kaybettim sevgili okuyucu...

Evimin kadını çocuklarımın anası olmak istiyore :(

K.D.

29 Ekim 2012 Pazartesi

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

0 kişi bişi demiş:



Tüm gericilere, bölücülere inat Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!


Ne mutlu Türk'üm diyene!


Görsel burdan alınmıştır.

23 Ekim 2012 Salı

Yine ödüllendim yaşasın :)

4 kişi bişi demiş:
Cuma tadında bir Salı sabahından kocaman bir günaydın sevgili okuyucu,

Sevgili biricitçiğim yine beni ödüllendirmiş :)) Nasıl mutlu oldum anlatamam. Onun gibi bir blogger'dan ödül almak benim için büyük gurur :) Bu ödülün amacı da, hevesle/keyifle blog yazmaya başlamış, takipçi sayısı 200'e ulaşmamış blogları tanıtmakmış. Onların da neler yazdığına bakın, beğenirseniz takip edin demekmiş. Ya nasıl mutlu oldum anlatamam :) Sevgili biricit çok çok teşekkür ediyorum sana :) Ayrıca "okuma köşesi mim'i"nde de mim'lemiş beni; eve gidince inşallah o mim'i de cevaplayacağım...

E tabi ödül aldık da, biz de birilerine ödül verelim değil mi? Takipçi sayılarını bilmiyorum ama en en severek, keyif alarak takip ettiğim ve blog'umu izleyen arkadaşlara tavsiye ettiğim  bloglara bu ödülü vermek istiyorum;


Güle güle kullanın efenim :)

16 Ekim 2012 Salı

Vampir Avcısı Buffy ile tanışın

8 kişi bişi demiş:
Dayanamadım bugün 2. post'umu giriyorum sevgili okuyucu...

Bugün maşallah derslerim kıç gibi hep arka arkaya öğleden sonra 1'den akşam 6'ya kadar laboratuvarım olduğu yetmiyormuş gibi bi tane de gece 10'da var. Şu ikinci öğretimler niye var anlamış değilim. Zaten dizim sakat gulyabani gibi yürüyom, bi de her görene ne olduğunu anlatmak zorunda kalıyom valla içim şişti. Neyse ki akşam 5'teki laboratuvarımız materyal sıkıntısı nedeniyle 10 dakikada bitti :) Ben de fırsattan istifade Cumartesi günü ailemize katılan yeni bireyle sizi tanıştırmak istedim. 

Veeee işte karşınızda şirin mi şirin, yün yumağı pofuduk BUFFY :)

Kendisi dün akşam ilk bıcı bıcısını yaptı, burda banyo sonrası sefada iken :)

Diğer fotoğraflar laboratuvardaki bilgisayarımda kaldığı için bugünlük sadece bunu paylaşıyorum :) Çok tatlı ama bi o kadar da yaramaz :) Bütün vaktimi alıyo bu sıralar. Tuvalet eğitimi vermeye çalışıyoruz ama henüz tık yok :)

 Maşallah demeden geçmeyin efenim.

Sevgiler...

K.D.

Çıkık Diz Kapağı :/

4 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Ağrılar, sızılar içinde yazıyorum bu post'u. Nedeni ise yerinden çıkan sol diz kapağım :(

İlk defa Lise hazırlıktayken ters bir hareketle yerinden çıkan dizim yer ettiği için bundan sonraki zaman diliminde bir çok defa yerinden çıkmıştı. Her defasında kendi çabamla yerine oturtuyordum. Pazar günü tam ayakkabılarımın bağcıklarını bağlarken yine yerinden çıktı. Eşime dedim dizim çıktı çabuk oturt yerine.  Eşim bacağımı çekiyo ama ı-ıh inat etti oturmadı. En son çektiğinde "taaaaaak" diye bir sesle yerine oturdu ve ben o an öldüm. Böyle bi acı yok. Hemen Voltaren emulgel sürdük sardık filan. Ben kaldım yatalak gibi.

Ertesi gün işe gidicem ama imkanı yok normal yürüyemiyorum, dizimi kıvıramıyorum dolayısıyla eğilip kalkamıyorum. Merdiven inip çıkmak desen tam bir işkence... Öğlene kadar dayandım sonra eşimi aradım. İzin aldı geldi ve doktora gittik.

Kısa bir muayeneden sonra doktor liflerimin koptuğunu bu nedenle de diz kapağını tutacak bir şey olmadığından sürekli çıktığını söyledi. MR çektirip sonuca göre dizlik kullanmaktan ameliyata kadar gidebilecek bir tedavi süreci uygulanacağını söyledi. Akşam MR çektirdik. Sonuçlar bugün çıkacak ama dersim olduğu için yarın alıp doktora göstereceğim.

Ameliyat derse mutlaka başka doktorlara da danışacağım. Ama umarım o kadar ileri değildir zira yeterlilik sınavım öncesinde en son istediğim şey bu.

Bu sebepten dolayı yeni dostumla bile tanıştıramadım sizi :( En kısa zamanda onunla ilgili bir post hazırlayacağım.

Sağlıklı günler,

K.D.

10 Ekim 2012 Çarşamba

"Beş şey" mim'i

8 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Bugün ardı ardına post'ları patlatıyorum evelallah :) Sevgili biricit bi kaç gün önce beni mim'lemişti ama ben mim'i anca yanıtlayabiliyorum. 

Mim'leri seviyorum yaa yine çok eğlenceli bir mim var ve ben hemen başlıyorum :)

Çantamdaki 5 şey:


  1. Cep telefonum
  2. Cüzdanım
  3. Islak mendil
  4. Mini makyaj çantam
  5. Ne olur ne olmaz diye bol bol ilaç :)
Odamdaki 5 favori şey:

Şimdi odam derken hangi odam? :) Oturma odam mı yatak odam mı salonum mu :)) Neyse ben evimde genel olarak bulunan 5 favori şeyimi yaziyim :)


  1. Kaplumbağam Rıfkı
  2. Eşimle düğün albümümüz
  3. Kokulu mumlarım
  4. Ablam ve eniştemin hediye ettiği duvar saati
  5. Magnetlerim ve kitaplarım
Bu ay planladığım 5 şey:


  1. Kesinlikle ve kesinlikle kendime bir köpek alcam :)
  2. Doktora yeterlilik çalışma konularımı bitircem
  3. Dip bucak temizlik yapıcam :(
  4. Komşum Esra'ya oturmaya gidicem :)
  5. Saçımı kestircem- ki buna tik atabiliriz; zira haftasonu kestirmiş bulunuyorum :))
Almak istediğim 5 şey:


  1. İngiliz cocker yavrusu
  2. İngiliz cocker yavrusu
  3. İngiliz cocker yavrusu
  4. İngiliz cocker yavrusu
  5. İngiliz cocker yavrusu
Bilmem anlatabildim mi sevgili kocacım? :)

Beni mimleyen sevgili biricit'e tekrar teşekkür ediyorum :)

Mimlediğim arkadaşlarım:

İ.r.e.m.c.e
Nesrin
asabi bakire
miyav kedicik
melek bahar


Hepinizi öpenzi

K.D.

Ödüllendirildim ve ödüllendirdim :)

4 kişi bişi demiş:
Sevgili biricit ve İrem beni ödüllendirmişler ikisine de tekrar teşekkür ediyorum :) Ben de şu sevgili arkadaşlarımı ödüllendiriyorum:

İrem
Biricit
melek bahar
miyav kedicik
asabi bakire
Nesrin (Laf Salatası)
melodram



Güle güle kullanın efenim :)

K.D.

7 Ekim 2012 Pazar

Çekiliş var :)

6 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili dostlar,

Bakımlıyım bakımlısın bakımlı blog'unda çook güzel hediyeleri olan bir çekiliş var. Burdan buyrun :)

http://bakimliyimbakimlisinbakimli.blogspot.com/2012/10/hediyem-var.html




4 Ekim 2012 Perşembe

Çalgılı çengili müzikli mim :)

1 kişi bişi demiş:
Yine saçma sapan ve can sıkıcı haberlerle uyandığımız bir güne daha merhaba sevgili okuyucu.

Çoook sevgili biricit sağolsun beni mim'lemiş, görür görmez hemen yanıtlamak istedim. Yine eğlenceli bir mim, biraz kafa dağıtalım :)

Sesinizin çok güzel olduğunu farz edin ve ideal sahne performansınızı tarif edin. (Hangi şarkıyı söylerdiniz, nasıl giyinirdiniz, size kimler ya da hangi aksesuarlar eşlik ederdi?)

Karga sesli bir kişilik olarak sesimin güzel olduğunu düşünmek çok ilginç geldi :)) Efenim bendeniz pop muzik hastası bir zat-ı muhterem olduğumdan büyük olasılıkla devasa bir sahnede bol bol ışıklı, lazerli ve 20-30 dansçılı bir kadro ile birlikte bir Britney Spears şarkısı söylerdim ve şarkı da muhtemelen Blackout albümünden Break The Ice olurdu. İnanılmaz bir koreografi ile hayvan gibi danseder bi yandan da şarkıyı söylerdim. Britney bile kendi şarkılarına lip sync yapıyo ama ben kesin canlı okurdum :)) Kıyafetim de kesin vücuda yapışan siyah deri bir tulum olurdu. Tulumun üst kısmı fermuarlı filan olurdu. Saçımı da sıkı bir at kuyruğu şeklinde toplardım. Göz makyajım parlak gümüşi-smokey eye'lı bir göz makyajı olurdu :) Bi de kırmızı ruj sürdüm müydü, olay tamamdır :))

Özel bir gününüzde bir koro ya da özel bir kişi sizin için sürpriz bir parça hazırlamış. Parçanın özelliği sizi tarif etmesi.Hangi parça olurdu bu?

Hmm zor bi soru... Beni tarif edecek bir şarkı hmmm... Eşimin bana kocaman bir koro ile Justin Timberlake'ten  My Love şarkısını söylemesini isterdim. Düşünmesi bile bana iç çektirdi :)

İçinizde kalmış, söylenmemiş bir takım şeyler var. Uygun şartların bir araya geldiğini hayal edin. O kişiye (yarım kalmış bir aşk,kırgın olduğunuz bir dost vs.) duygularınızı anlatabileceğiniz bir fırsatınız var. Ona hangi şarkıyla duygularınızı anlatırdınız?

Eşime Travis'ten Re-Offender'la anlatırdım içimde olanları :) Beni çok sevdiğini söylüyorsun ama yine aynı şeyleri yapıyosun diye (aldığın şeyleri yerine koymuyosun, her yerde bardak bırakıyosun :)

Sizi şu an okuyanlara göndermek istediğiniz parça?

Matthew Corbett & Mike Wilkie - Just Standing bu şarkıyı dinlerken kendimden geçiyorum desem yeridir. Umarım dinleyenler de beğenir.


Mimlediğim arkadaşlarım; kitapcumhuriyetim, Nesrin, asabi bakire, I.r.em.c.e


Sevgiler,

K.D.


2 Ekim 2012 Salı

Tık tık tık, kimse var mı?

1 kişi bişi demiş:
Üstünüze ölü toprağı mı serpildi sevgili blogger arkadaşlarım, hepiniz nerelerdesiniz yahuuuu? İki post yazın da okuyak laa!


Yoklama alıyorum, kimler burdaaa?

1 Ekim 2012 Pazartesi

Futbol benim için bitmiştir...

3 kişi bişi demiş:
Koyu bir Fenerbahçeli olarak kaptanımız Alex'in bu şekilde gönderilmesini asla ve asla onaylayamam.

Türkiye'ye gelmiş ve sadece kendi oynadığı takımın değil, rakip takımların taraftarlarının da sevgisini kazanmış, heykeli dikilmiş bir futbolcunun hak ettiği bu muydu?

Egosu yüzünden futbolcusunu yakan bir teknik direktör ve buna göz yuman bir yönetim...

Artık gözümde bir hiçsiniz.

İçimdeki futbol sevgisi Alex'in gidişiyle bitmiştir...

Yolun açık olsun, güle güle büyük KAPTAN...


Güzel bir hafta sonu geride kaldı...

0 kişi bişi demiş:
Yine, yeni, yeniden bir Pazartesi gününde daha karşındayım sevgili okuyucu...

Bu hafta sonu oldukça hareketli geçti benim için. Peki neler yaptım?

Cumartesi günü sabah erkenden kalktım ve temizlik yaptım. Evin bu kadar çabuk kirlenebilme yeteneğinde olması beni yine hayretler içinde bıraktı. Temizlikten sonra da güzel bir öğlen uykusu çektim oh misss.

Sonra akşamüstü TiviBu kurulumu için geldiler, şimdi hem Digiturk'umuz hem de Tivibu'muz var; döndürüp döndürüp izleriz artık.

Tivibu kurulumu yapıldıktan sonra önce eşimle Migros'a gittik. Evcil hayvan ürünlerindeki %50 indirimden faydalanarak 15 kg'lık köpek maması aldık. "E be kızım senin köpeğin mi var, ne alaka?" derseniz, şehrimizdeki hayvan barınağını ziyarete gittik! Ordaki sevgili dostlarımıza mamayı verdikten sonra barınağı gezerek kuçuları mıncıkladım bi güzel :)) İnsanlar ne kadar gerizekalı ya bi insan köpeğini nasıl terk eder anlamış değilim. İnanın var ya Golden Retriver'dan tutun da Alman kurduna, pitbulla, sivas kangalına, boxera, labradora kadar ne ararsanız var. İnsan can dostunu nasıl sokağa atar kıyamam ben onlara :( Karar verdik eşimle, bundan sonra her ay düzenli olarak barınak ziyareti yapacağız.

Cumartesi akşam kendimizi ödüllendirip yemeğimizi dışarda yedik. Ve tabii ki ben yine rahat durmayıp D&R'a girdim. E elim boş mu çıktım? Tabisi de hayır :) Tess Gerritsen'ın yeni çıkan kitabı "Masumiyetin İçin Savaş"ı ve Erdil Yaşaroğlu'nun hayat verdiği kitap ayraçlarından birini alıp çıktım. Onlar da burda:




Pazar günü ise sabahın 8 buçuğunda kalkıp ütü yaptım. Şu ütü yapmaya bi türlü alışamadım arkadaş, kırışmayan kumaştan yapsınlar gömlekleri, pantolonları gari...

Sonra İzmir Fuardaki evcil hayvan fuarına gittik. Bakalım ne var ne yok diye.

Hiç bi bok yoktu. Hayvanlara mal gibi davranıyorlar. Yine "Baebaeee bana köepek al yeeeeeaa" diye ağlayan piç kurularını sevindirmek için bir sürü hayvan satıldı. Ve yine bunların bir çoğu ya telef olacak, ya da sokağı boylayacak. Sırf şımarık obez veletleri sussun diye onlara hayvan alan ana-babaların allah belasını versin.

Pazar günü dönüşte annemleri geldik. Annemi dünürlerine bırakıp biz hemen şehre çok yakın bir yerde bulunan bir köpek çiftliğine gittik. Çünküüü evimize bir köpek almayı planlıyoruzzz :) Uzun zamandır yaptığımız araştırmalar sonucunda beğendiğimiz köpek cinslerini 3'e indirmeyi başardık; Cavalier King Charles, English veya American Cocker ve Beagle. Cavelier King Charles dediğim kuçular hayvan gibi pahalı (1000-1800 TL arası) olduğu ve her yerde bulunmadığı için onu elemek zorunda kaldık :( Haftasonu gittiğimiz köpek çiftliğinin sahibi veteriner arkadaşla konuştuktan sonra bir beagle a evde bakamayacağımız kanaatine vardık, zira çok fazla egzersiz isteyen bir cinsmiş (Arkadaşın tabiriyle içinde nükleer enerji santrali varmış:)) En son seçeneğimiz ise cocker lar. Köpek çiftliğinde fiyatları oldukça uygun (400 TL civarı). Aslında dün nerdeyse alıyorduk ancak ellerinde dişi yavru kalmamış. Biz de artık ellerindeki kuçuların yavru vermesini bekleyeceğiz 7-8 ay.

Diyeceksiniz ki madem öyle barınaktan al bi tane kuçu kuçu. Biliyorum ben de almayı hatta bana kalsa alcaktım birini ama gel gör ki eşim yavru almak istiyor çünkü kendisinin hayvanlarla benim kadar arası yok, dolayısıyla onun alışması için mecbur yavru almak zorundayız.

Bundan 2 ay önce "Evde köpek beslemek mi? Iyyykk köpek dediğin bahçede olur" diyen ben, artık fikir değiştirmiş durumdayım. Çook istiyorum bi kuçum olmasını...

 Allah bana hayırlı bir cocker yavrusu nasip etsin. Amin.


K.D.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Yine kızdım ben

10 kişi bişi demiş:
Ya sırf kitap okumuş olmak için bulduğu her türlü mal mal kitabı okuyan insanlar var, hepsine uyuz oluyom. Tamam oku, okuma demiyom da bi de paylaşıp paylaşıp gözümüze sokuyosun be arkadaşım. Kendine yıllık 100 kitap hedefi koyup her gün 50 sayfalık kitap okuyup paylaşıyon. Yabma bunu, yabma bunu! 

Utanmasan Cin Ali serisini okuyup değerlendireceksin... 

Tövbe tövbe.

Haftasonu nerelerdesin?? :(

0 kişi bişi demiş:
Her sabah böyle uyanıyorum :/


25 Eylül 2012 Salı

Tembelim bu aralar...

4 kişi bişi demiş:
Çok tembelim bu aralar,

Kitap da okumuyorum. Şerlok Holmz ve Sineklerin Tanrısı bokum gibi çıktı. İkisini de yarım bıraktım.

Bir sürü bir sürü şeyler araya girdi. Kitap okumaya ara verdim.

Doktora yeterlilik sınavına gircem...

Onun stresi içindeyim. Konsantre olup çalışamıyorum.


Annemle babam da bizde... Annem bugün katarakt ameliyatı oldu filan...


Neşet Ertaş öldü, 7 tane şehit var. Bok gibi, kıç gibi günler...


Fenalardayım...



K.D.

21 Eylül 2012 Cuma

Yalnızım dostlarım...

2 kişi bişi demiş:
Kocaman evde yapayalnız bir Cuma gecesinden merhaba sevgili okuyucu...

Kayınpederim bugün hastaneden çıktı. Çıkış işlemlerini eşim halletti. İşleri geç bitmiş o yüzden buraya geri dönmedi (şehir dışı olduğu için) annesiyle babasının yanında kalıyor. Hal böyle olunca bana da yalnız bir Cuma akşamı geçirmek kaldı...

Ne yapcam bilmiyom, yemek bile yiyesim gelmiyo yalnız olunca... Kesin sıkıntıdan erkenden yatarım ben.

Bu arada İrlanda'dan dönen arkadaşım siparişim üzerine bana 2 tane magnet getirdi. İkisini de çok beğendim. Hemen koleksiyonumdaki yerlerini aldılar bile. Bakın bakalım siz beğenecek misiniz?

Öyle işte... Büyük Risk'i izliim bari.

Öptüm,

K.D.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Kötü günler...

9 kişi bişi demiş:
Yine mutsuz, yine iğrenç günler geçiriyorum sevgili okuyucu...

Sadece dün aldığımız şehit haberleri değil canımı sıkan, ailevi sağlık problemleri yakamızı bırakmak bilmiyor...

Geçen Aralık ayında babam beyin damarlarında meydana gelen tıkanıklık sonucunda felç geçirmişti. Uzunca süre tedavi gördü. Fiziksel açıdan meydana gelen problemlerin (sağ kol ve bacağını kullanamıyordu) yanı sıra psikolojik olarak da çok zarar gördü. Bu yaşına kadar grip olduğunu bile nadir gördüğüm babam birden felç geçirince bunu kaldırmakta çok güçlük çekti. Olay olduktan sonra 2-3 ay boyunca geceleri uyumadı... Uyursa uyanamayacağından korktu. Her ne kadar kol ve bacağındaki uyuşukluk tam olarak iyileşmese de çok şükür kendi işini kendi görebilecek kadar sağlığı yerine geldi.

Bu olaydan tabi ailece çok etkilendik. İnsanın en büyük korkularından birisidir ailesinin başına bir şey gelmesi...

Tam atlattık bu konuyu yavaş yavaş unutuyoruz derken eşimin babasının pazartesi günü hastaneye yatırıldığını öğrendik... Sağ tarafı tamamen uyuşukmuş, tek başına yürüyemiyormuş. Dün eşim apar topar gitti Ege Üniversitesi Hastanesi'ne. Çok şükür benim babam kadar kötü değilmiş durumu. Ama yine de bizi çok korkuttu. Umarım en kısa zamanda sağlığına kavuşur.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum,

K.D.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Favoriler mim'i

2 kişi bişi demiş:
Güzel bir Cumartesi akşamından hepinize merhabalar!

Sevgili biricit sağolsun hem mim'i mi yanıtlamış, hem de beni mimlemiş :) Hazır yapacak daha iyi bir işim yokken sıcağı sıcağına mim'i yanıtlamak istedim. Hadi başlayalım:

Favori rengin?
Pembe, gri, mor

Favori hayvan? 

Hayvan ayırt etmem hepsini çook severim. Köpek, kedi, kuş, tavşan, kaplumbağa besledim bugüne kadar :) Ama tabi köpeklerin yeri ayrıdır bende. Çok sevdiğim köpeğim Buzi ve Lucky'yi arka arkaya kaybettikten sonra köpek beslemeye tövbe ettim. Hala hatırladıkça ağlarım :(


Favori sayı? 

Favori sayım 6. Neden derseniz hiç bi fikrim yok :)

Favori içecek? 

Su haricinde çay, şalgam suyu ve elma suyu :)

Facebook mu Twitter mı?

Arkadaşlarımın ne bok yediklerini hiiç ama hiç merak etmediğimden iki aydır Facebook'a girmiyorum. Güncel olaylardan haberdar olmak için Twitter oldukça iyi bir tercih. Ama sıkıcı biraz. Eskisi kadar sevmiyorum her ikisini de.

Tutkunuz?

Eşim ;) 


Hediye almak mı, vermek mi?

Valla dürüst olmak gerekirse hediye almayı daha çok seviyorum :)) Ama sevdiğim insanlar için sürprizli hediyeler hazırlamak da çok hoşuma gidiyor.

Favori gün? 

Thank God it's Friday :)) Cuma'yı severim "ertesi"nden ötürü :)
  
Favori çiçek? 
Favori çiçeğim masumiyetin sembolü papatyalar :) Bi de yasemini çok seviyorum, harika kokuyor.



Yanıtlamak isteyen herkes kendini mim'lenmiş saysın :)

Öpüyorum,

K.D.

14 Eylül 2012 Cuma

Koleksiyon mim'i

4 kişi bişi demiş:
Mesai bitiminin ardından, haftasonunun başlangıcı olan güzel bir Cuma akşamından merhaba sevgili okuyucu,

Bugün oturdum düşündüm, kendi kendime dedim ki, artık senin de bir sürü izleyicin var (tam tamına 18 kişi-vuhuuu) artık sen de mim yapabilirsin :) Buzdolabından çikolata almaya gittiğimde ne mim'i yapsam diye kara kara düşünürken birden gözüm kapaktaki magnetlere ilişti. O anda içimden "İşte buu!!" diye haykırdım sevgili okuyucu (komşular rahatsız olmasın diye dışımdan haykırmadım). Dedim ki ben bir koleksiyon post'u ve buna bağlı olarak da bir koleksiyon mim'i hazırlamalıyım!!

Çocukken peçete koleksiyonu yapan bendeniz büyüyünce anahtarlık ve magnet koleksiyonuna yöneldim. Bugünlük sadece magnet koleksiyonumu paylaşıyorum sizlerle, çünkü anahtarlık koleksiyonumun fotoğrafını çekmek kıçıma zor geldi :) Her gittiğim yerden magnet/anahtarlık almaya ba-yı-lı-yo-rum! Burdaki magnetlerden yalnızca New York olanı ben almadım, çünkü henüz gitmek nasip olmadı :/ Bu yaz orda olan çok yakın bir arkadaşım sağolsun hediye olarak getirdi :) Safranbolu'yu da eşim askerden getirdi :) İrlanda'dan yarın dönecek olan arkadaşıma da hemen magnet siparişi verdim tabii ki :) Pazartesi günü gelecek magnetlerimi sabırsızlıkla bekliyorum :) Veeee işte magnet koleksiyonumun ennn değerli parçalarııııı:

Münih, Sacramento, San Francisco, Davis, Reno, Çeşme, Alaçatı, Bodrum, Fethiye ve niceleri... Gittiğim yerlerden aldığım bu ufak hediyeler bana oralarda geçirdiğim güzel zamanları hatırlatıyor... Bir kısmı hediye tabii... Düşünüp alan herkese de çok teşekkür ediyorum :) Tabi sadece yöresel magnet biriktirmiyorum. Beğendiğim bütün magnetleri alıyorum. En sevdiklerim bunlar olduğu için bunları paylaşmak istedim...

Şimdi sıra sizdee.... Peki ya siz koleksiyon yapıyor musunuz, ya da hayatınızın bir döneminde yaptınız mı?

Yapıyorsanız eğer, ne koleksiyonu yapıyorsunuz? Paylaşırsanız sevinirim :)

Mimlediklerim; Asabi BakireI.r.em.c.ebiricitconsungunlugukitap eylemcisi ve koleksiyonu olan herkes :)


Sevgiler,

K.D.


Dip Not: Bu post'u hazırlarken UPS'ten gelen kargo ile hem şaşırdım hem sevindim :) Kitapyurdu'ndan aldığım ve bir sayfası yırtık olan kitabımı anca 2 gün önce kargolayabilmiştim. Sağolsunlar hemen yenisini yollamışlar. Müşteri memnuniyetine verdikleri özenden dolayı kendilerini zaten mail yoluyla tebrik etmiştim ama bir kez de burdan hem tebrik hem de teşekkür ediyorum. Hepinize mutlu bir haftasonu diliyorum...

11 Eylül 2012 Salı

Masumiyetin İçin Savaş - Tess Gerritsen

0 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Bugün aslında yeni bir post hazırlamaya hiç niyetim yoktu ancak Martı Yayınevinin Facebook sayfasında bu haberi görünce dayanamadım!

Tess Gerritsen'ın yeni kitabı "Masumiyetin İçin Savaş" 17 Eylül'de satışa çıkıyormuş! Hem de 15 TL gibi uygun bir fiyatla! Benim gibi Tess hayranlarına şimdiden hayırlı olsun diyorum :)


Görsel  burdan alınmıştır.

MASUM OLDUĞU KANITLANANA KADAR O BİR SUÇLUYDU...

MASUMİYETİN İÇİN SAVAŞ - TESS GERRITSEN

Miranda Wood evine geldiğinde, ayrılmak istediği yasak aşkını yatağında ölü bulur. O şimdi insanların gözünde hem tanık hem de şüpheli durumundadır. Kimliği belirsiz bir adam tarafından kefaleti ödendiğinde ise dikkatleri daha da üzerine çeker.

Miranda suçsuzluğunu ispatlamak için çabaladıkça, kendisini karanlık bir bataklığın içinde bulur. Şantaj ve sıra dışı skandallar ortaya çıktıkça gerçeğe daha da yaklaştığını hisseden Miranda,katil tarafından takip edildiğini fark eder. O, katil için büyük bir tehlikedir ve bu tehlikenin ortadan kaldırılması gerekiyordur… 
Masumiyetini kanıtlamak için verdiği mücadelede sevgilisinin hayatına dair öğrendiği sırlar Miranda’nın kurtuluşu 
olabilecek midir? 

“Tess Gerritsen,
kütüphanemden asla eksik etmediğim yazarlardan biri. 
Her kitabıyla beni kendisine hayran bırakıyor.”
Stephen King

“Tess Gerritsen yine harikalar yaratmış. Masumiyet uğruna verilen mücadele ancak bu kadar güzel anlatılabilir.”
Publishers Weekly

“Sırlarla dolu ölüm, gözü dönmüş bir katil ve masum bir kadın... Bu üç temayı bir araya getiren yetenekli yazar, okurlara muhteşem bir roman sunuyor.”
Booklist

“Tess Gerritsen, Masumiyetin İçin Savaş adlı kitabında 
heyecan dolu bir macera ve merak uyandıran bir aşkla karşımıza çıkıyor.”
Romantic Times Book Reviews

362 sayfa - 15 TL

Matbaa'daÇIKIŞ TARİHİ: 17 EYLÜL 2012

10 Eylül 2012 Pazartesi

Siliniş - Tess Gerritsen

4 kişi bişi demiş:

Yine, yeni ve yeniden bir Tess Gerritsen romanı değerlendirmesiyle daha karşındayım sevgili okuyucu...

Resmen bir kaç senedir taktım abi ben bu kadına. Okurken insanı içine sürükleyen enfes kitaplar hep bu hatundan çıkıyor arkadaş. Ben de manyadım iyice, tıbbı gerilimden başka bişey okumaktan zevk almaz oldum, içimdeki seri katil ortaya çıkacak bu gidişle!

Çok seviyorum Jane Rizzoli & Maura Isles 'ın maceralarını. Karakterler, olay örgüsü... Her şey harika bu seriyle ilgili. Geçen kitapta hamileliğinin başında olan Jane artık bu kitapta hamileliğinin sonuna geliyor. Ancak beladan uzak durmak yerine kendini tam da bir rehine krizinin ortasında buluyor... Olayın sıradan bir rehine krizi olmadığı ise sonradan ortaya çıkıyor.Tess Gerritsen bu kitapta zorla fuhuş yaptırılmak üzere genç yaşta yurt dışından Amerika'ya getirilen ve bu nedenle hayatları alt üst olan kızlardan bahsederken insanın da kanını donduruyor...

Kitabı okurken yine "Bu olaylar birbirine nasıl bağlancak yeaaa" diye meraktan ölüyosunuz, ve tabii ki yine kitabı hemencik bitirmek istiyorsunuz. Ama kendine hakim ol sevgili okuyucu, tadını çıkara çıkara oku. Soluğunuzu kesecek romanlar için Tess'ten şaşmayın. Kitaba puanım 10 üzerinden 9. 

Bugünlük benden bu kadar. Sevgiler...

K.D.

Sendromsuz Pazartesi

2 kişi bişi demiş:
Serin mi serin bir Pazartesi sabahından kocaman bir merhaba sevgili blog,

Bugün normalde entry girme gibi bir niyetim yoktu ama sabah blogger panelimi açtığımda bir de ne göreyim, bloglar mahallesinde tanıtımım çıkmış (Ay ünlü oldum ayol!) Geçen hafta üye olmuştum, hemen tanıtım yapmışlar sağolsunlar. Muhtemelen bu tanıtımın etkisiyle olsa gerek, 3 yeni izleyicim daha olmuş :) Hepsine merhaba ve hoşgeldiniz diyorum sağolun, var olun :)

Artık Pazartesi günleri sendrom yaşamıyorum arkadaşlar, resmen pazartesi sendromuna kökten çözüm buldum. "Nasıl ya gardaş, söyle de biz de faydalanalım" diceksiniz, şöyle ki haftasonu amele gibi yatmak yerine hayvan gibi ev işi yapar da dinlenmeye ve rahata alışmazsanız pazartesi günü de sendrom mendrom yaşamıyosunuz. 

%100 çalışıyor!

Bu haftasonu da yine rahat yüzü bana haram oldu sevgili dostlar. Cuma günü akşam bir arkadaşa çaya davetliydik kalktık Aydın'dan İzmir'e 1 saat yol gittik akşam 9 gibi arkadaşlara vardık. Gece 12 buçuğa kadar ordaydık. Eşimin ailesi yakınlarda oturduğu için gece gittik onlarda kaldık. Ertesi günün akşamı eşimin dayısı bizi yemeğe davet ettiği için oraya gittik. Tabii sadece biz yoktuk. Eşimin sülalesinin yarısı ordaydı :) Yengesi çok güzel yemekler yapmış sağolsun hayvan gibi yedik yine. Gece 12'ye kadar yarısı tanımadığım insanlar hakkında olan bir çok konuşmayı dinleyerek ve "Aman gelin de ne ketum ayol, hiç konuşmuyo mal mal oturuyo" demesinler diye muhabbete ortak olmaya çalışarak geçirdim. Sonra o gece bi de Aydın'a döndük tabi, eve geldiğimizde saat 1'di. Koca gece benim bi de midem ağrıdı kimseye bişey de diyemedim sessizce kıvrandım eve gidene kadar. Neyse evde ilaç milaç içtik hallettik bi şekilde. Ertesi gün Pazar, gece eve geç gelmişsin yat uyu demi? Ama yook; o kadar çamaşır yıkanmayı ve ütülenmeyi, halılar süpürülmeyi, yerler silinmeyi beklerken ben nasıl uyurum? Sabah 9'da kalktım. Hayvan gibi ütü yaptım her pazar olduğu gibi. Eşim geç kalktı kahvaltıya taa saaat 12'de oturduk. Tabi o saate kadar benim tansiyon düştü açlıktan. Kahvaltıdan sonra da çingene çadırına dönen buzdolabımızı boşaltıp sildik ve yeniden düzenledik. Falan filan derken şu anda ne kadar salak saçma ve monoton bir haftasonunu sanki çok harikaymış gibi paragraf paragraf yazdığımı farkederek yazımı burda bitiriyorum. Özet geç piç diyenler için haftasonu tatil moduna gir(e)mezseniz hafta başında sendrom yaşamıyosunuz işte... Yazının başında da dedik ya. Neyse gidiyom ben tamam ya.

K.D.

6 Eylül 2012 Perşembe

Başımız sağolsun...

1 kişi bişi demiş:


Yani yazmayayım yazmayayım diyorum ama kendimi tutamıyorum. Bir ülkede hiç bir güne gülerek başlanmaz mı ya? Şehit haberi olmayan tek bir gün olmaz mı ya? Dağdaki orospu çocukları yüzünden kaybettiğimiz vatan evlatlarının acısı daha tazeyken dün Afyon'da askeri kışlada meydana gelen patlamayla sarsıldık... Ağır bilanço bugün netlik kazandı: 

25 ölü...

Anneler babalar kışlanın önünde sabahladılar, oğullarının iyi olduğunu haber alabilmek için... Kimi bir oh çekti, kimi yıkıldı.

Yirmi beş anneye "Oğlun öldü" dediler... 

Yirmi beş babanın ciğerini dağladılar... 

Kiminin karısı, evladı vardı...

Şimdi nasıl diyecekler o çocuklara "Baban öldü." diye? Nasıl açıklayacaklar bu  olayı? "Neden öldü?" diye sorduğunda ne diyecekler?

"Bu tarz kazalar Hindistan'da, Pakistan'da da oluyor; orası cephanelik, normal şeyler bunlar." dedi "bakan"ın biri.

Bakanmış... Seni bakan yapanın...

Gencecik çocuklar bok yoluna gidiyor be adam sen ne kazasından bahsediyorsun?

Ülkenin içine sıçtınız doymadınız be adamlar, gözünüzü kara toprak doyursun!

Allah kimseyi evlat acısıyla sınamasın derler ya; bunları hariç tutuyorum. Tek dileğim böyle moronları evlat acısıyla sınasın, ocaklarına ateş düşsün!

"Vatan sağolsun" mu? dalga mı geçiyorsunuz? Her toprağı karış karış satıldığından uğruna sağ olunacak bir "vatan" kalmadı. Atam'ın kemikleri sızlıyor...

Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum...

Daha başka da söyleyecek bir şey bulamıyorum...

K.D.



 

Buffy de vampir sayılır Copyright © 2012 Design by Ipietoon Blogger Template