31 Aralık 2013 Salı

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

2 kişi bişi demiş:
2014 yılının hepimize sağlık, mutluluk, huzur ve başarı getirmesi dileğiyle...



24 Aralık 2013 Salı

11 Aralık 2013 Çarşamba

2 Aralık 2013 Pazartesi

Blogger değil reklam panosu

4 kişi bişi demiş:
Makyaj blogları/bloggerları ile hiç bir alıp veremediğim yok. Hatta blog okuma listemin yarısından fazlası makyaj blogları ile dolu. Çünkü hemen hemen her kadın gibi ben de bakımlı olmayı ve makyaj yapmayı çok seviyorum. O arkadaşlara ürün gönderilmesi ve onların da ara sıra bu ürünlere yer vermesinde çok sakınca görmüyorum. Sorunum zaten  makyaj blogger ı olan arkadaşlarla değil. 


Sorunum önceleri kişisel blog yazıları ile başlayıp sırf bedava ürün almak için ya da ürün/firma lansmanlarına katılmak için makyajın m'sinden anlamayan insanların birden bire makyaj blogger ına veya reklam panosuna dönüşmesi.

Instagram popüler oldu olalı blog yazılarında zaten bir azalma oldu. Bir de bu ürün sevdası eklenince kişisel blogların nesli tükenmeye başladı.

Biz zaten sizi kişisel yazılarınızı sevdiğimiz için takip ediyoruz. Ne diye saçma sapan ürünlerin billboardluğunu yapıyorsunuz ki?

Kendi alıp deneyimlediği ürünleri arada bir tanıtıp "Arkadaşlar ben bunu aldım beğendim/beğenmedim, siz de alın/almayın" diyen arkadaşlara tamam, çünkü o yazılar samimi; ama sadece firmalardan aldığı abuk subuk hediyeleri tanıtanlardan gerçekten gına geldi.

Şöyle hayatında olan biteni, derdini, sevincini paylaşan, adam gibi kişisel blog yazan insan kalmadı (Varsa bildiğiniz yorum olarak yazmanızı isterim).

Bundan ötürü benim de blog yazmaya devam edesim gelmiyor. Çünkü artık bu tarz yazıları kimse okumuyor gibi geliyor.

Haklı mıyım haksız mıyım bilemiyorum ama bu konuda dertli olduğum kesin...

1 Kasım 2013 Cuma

8 Ekim 2013 Salı

Teknoloji Harikası Yataklarda Büyük İndirim...

0 kişi bişi demiş:
İyi uykunun, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından biri olduğuna inanan İşbir Yatak, herkes sağlıklı uyusun diye yaptığı Büyük İNDİRİM KAMPANYASI ile 2013 yılına damgasını vurdu...

Yaşamımızın 3’te birini uykuyarak geçiriyoruz…

Uyku, nefes almak, yemek yemek ve su içmek gibi sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Vücudun kendisini yenilediği dönemdir. Bu yenilenmeye izin vermezseniz bedeniniz ruhunuzdan önce yaşlanır. İyi yaşamanın, huzurlu ve sağlıklı olmanın yolu, her şeyden önce iyi bir uykudan geçer. İyi bir uyku içinse doğru yatağı seçimi çok önemlidir. Doğru bir yatak, vücudun doğal omurga eğrisini korumasına yardımcı olurken, yanlış seçilmiş bir yatakta uyumak, kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde baskı yaparak bel ve sırt ağrılarının oluşmasına neden olabilir. Yaşamımızın 3’te birini geçirdiğimiz uyku ortamı aslında en fazla yatırım yapmamız gereken alanlarından biridir.

İşbir Yatak, uyku sağlığının sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden olduğu inancıyla, yatak ve uyku konforuna dair kaliteli, sağlıklı ve teknolojik ürünler üretiyor. İlk olarak NASA tarafından geliştirilen viskoelastik malzemeyle, 5 yılı aşkın ar-ge faaliyetlerinin ardından, yatak sektöründe devrim niteliğindeki “VİSKOELASTİK AKILLI YATAK VISCOSTAR”ı üreten İşbir Yatak uyku sektörüne kazandırdığı diğer teknolojilerle de, Türkiye’de yatak sektöründe kalite ve sağlık bilincinin hızla ilerlemesinde önemli role sahip.

Güne dinlemiş, dinç, keyifli ve mutlu hissederek başlamak için kaliteli uykuyu seçin...

Son yıllarda uyku konforuyla ilgili artan sağlık bilinciyle birlikte tüketici eğilimlerinin değişim gösterdiği gözlemleniyor. Günümüzde artık tüketici yatmak için herhangi bir yatak seçmek yerine, özellikleriyle kişisel ihtiyaçlarına en doğru çözüm olacak bir ürün seçmeyi tercih ediyor. Tüketiciler, yatağın bir sağlık ürünü olduğu farkındalığı ile, tercihini, ucuz ve sağlıksız ürünlerden, özellikli ürünlere kaydırmaya başlamış durumda.

Sağlıklı bir uyku için gereken tüm teknolojiler İşbir Yatak’ta…

İşbir Yatak, misyon olarak benimsediği, “dünyada gelişen teknolojiyi sektöre adapte etme” ilkesi doğrultusunda, ürettiği üstün teknoloji yataklar ile sağlığına ve konforuna önem verenlerin birinci tercihi. Kullandığı “açık hücreli visko teknolojisi”, sadece İşbir Yatak için Türk mühendisleri tarafından üretilen patentli “polimer yay teknolojisi”, tüm yataklarda kullanılan ve ultra hijyen sağlayan lisanslı “Quallofil® Allerban®” dolgu teknolojisi, yatakların lavanta kokmasını ya da A,C ve E vitamini deposu olmasını sağlayan özel “nanoteknoloji” ile üretilmiş yatak kumaşları, anti-stres etkiye sahip yatak, at saçı yatak, hindistan cevizi özlü yatak, masaj yapan yatak, sporcular için özel nem tutmayan, dolayısıyla uykuda terleme sorunu önlemeye yardımcı olan yatak, yatak kliması gibi yeniliklerle, her anlamda ve her zaman pazarda yatak modasının öncüsü konumunda.

Teknolojik yatak denince akla ilk olarak İşbir Yatak geliyor....

İşbir Yatak, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında konusunda uzman kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde olmaya devam ediyor ve ürünlerinde kullandığı tüm teknolojileri laboratuvarlarda test ettirip sertifikalandırıyor.

İşbir Yatak’tan “herkes sağlıklı uyusun” diye, yatak sektöründe yıla damgasını vuran büyük İNDİRİM KAMPANYASI

*VISCOSTAR Viskoelastik Akıllı Yataklarda %30 (ErgoPlas Polimer Yaylı Viskoelastik Akıllı Yatak hariç), Pocket Spring Paket Yaylı Yataklar (Elite Pocket Ergonomik Ortopedik Paket Yaylı Yatak hariç) ve Lateksit Ergonomik Yaysız Yatak grubundan CocoDream Hindistan Cevizi Lifli Organik Yatak ve Troia At Saçı Yatakta %20 indirim yapılmaktadır. Diğer tüm yataklarda (Açelya, Ekoyat ve bebek yatakları hariç) tek kişilik yataklara 1 adet, cift kişilik yataklara 2 adet Promed yastık bedelsiz olarak verilmektedir. Kampanya, 1 Eylül – 31 Ekim 2013 tarihleri arasında kampanyaya katılan İşbir Yatak Uyku Merkezleri’nden yapılan alışverişlerde geçerli olacaktır.

**Görselde, kampanya kapsamındaki  Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak  kullanılmıştır.

***Görselde belirtilen fiyat Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak için tavsiye edilen KDV dahil peşin fiyattır. Bu tutara baza ve başlık dahil değildir. (Görseldeki baza seti: Neruda Set – Döşeme: efes – Renk: antrasit düz )

Unutmayalım... Hayatta bize sunulmuş en güzel hediye, yeni bir güne uyanmaktır...

İşbir Yatak


Online sipariş verebileceğiniz web sitemiz: www.isbiryatak.com

Bizi takip edin, kampanyalardan ve yeni ürünlerden ilk siz haberdar olun.
www.facebook.com/isbiryatak
www.twitter.com/isbiryatak


Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Eylül 2013 Salı

Güzel bir çekiliş var/ Beauty Gore the Ladylicious

0 kişi bişi demiş:
Herkese günaydın! Sabah sabah çok güze bir çekiliş haberini sizlerle paylaşmak istiyorum. Katılmak için tık tık








                                        post signature

12 Eylül 2013 Perşembe

BaĞzı şeyler...

4 kişi bişi demiş:
Havaların ısınmaya başlamasıyla kazaktan t-shirt'e geçmek,

Son final sınavına girip tatile çıkmak,

Sonbaharın gelişiyle ilk kez üşüyüp örtünmek,

Sevgiliyle ilk kez öpüşmek,

Yaz tatilinin ilk gününe uyanmak,

En yakın arkadaşlarla felekten bir gece çalmak,

Soğuk bir kış günü sıcacık battaniyenin altında pencereden yağmuru izlemek,

Sıcak yaz akşamında dondurma yiyerek serinlemeye çalışmak,
 
İlk kez aşık olmak...



....


Hepsi çok güzel şeyler.


....


Ama en güzeli işten eve gelip sütyeni çıkarmak.




9 Eylül 2013 Pazartesi

Taşındık.

5 kişi bişi demiş:
Daha doğrusu taşınmak zorunda kaldık. Geçen sene şubat ayında evimizi tuttuğumuzda çok sevgili ev sahibimiz uzun yıllar oturabileceğimizi söylemişti. Sağolsun uzun yıllardan kastı 1,5 yılmış! 29 Ağustos perşembe sabahı eşimin telefonuyla şok oldum. Eşim termosifonun vanasının su kaçırdığını söylemek için ev sahibini aradığında ev sahibimiz "oğlum boşanıyor, oturduğunuz evi satacağım" demiş. Biz aramasak herhalde zahmet edip aramayacak bile. Tabi eşim bunu bana söyleyince ben şoka girdim. Nereye gidecektik, ne bok yiyecektik? O gün öğleden sonra okuldan izin alıp ev arayışlarına girdik. Tam da tayin dönemiymiş. Ne kadar beğendiğimiz ev varsa hepsi askerler, polisler, memurlar tarafından biiir bir tutulmuş. Ertesi günün 30 Ağustos ve resmi tatil olması işimize çok yaradı. Sabahtan sahibinden.com'dan ilanları araştırmaya devam ettik. Eşim bir ilan görmüş orayı arayalım dedik, aradık ve emlakçının "Orası tutuldu" demesiyle yıkıldık çünkü ev çok güzeldi. "Ama" dedi emlakçı; o "ama" diyince bi umutlandık. "Ama başka bir yer daha var özel hastanenin arkasında, kapısı da açık bina sıfır zaten gidip orayı bi görün isterseniz" dedi. Üzerimizi değiştirmemizle arabaya atlamamız bir oldu. Hemen tarif ettiği yeri bulduk. Daha apartmanın girişi benim aklımı çelmeye yetti zaten. O kadar güzel görünüyordu ki... Neyse daireyi bulup girdik. İkinci kat zaten. Girer girmez daire de vurulduk zaten. Bizim oturduğumuz ev 160 metrekare olduğu için 130 metrekarelik bu ev bize biraz küçük görünse de bu evi kaçırmamamız gerektiğinin farkındaydık. Öğrendik ki aynı daireye bir emekli astsubay da talipmiş. Hemen dedik emlakçının ofisine koşalım. Astsubaydan önce tutalım. Zor bela bulduğumuz emlakçının ofisinin kapalı olduğunu görünce beklemeye başladık. Yaklaşık 1,5 saat emlakçıyı bekledikten sonra mutlu sona ulaştık.

Evi tuttuktan sonra içimde fırtınalar koptu. Çok mu acele etmiştik ki? "Aşkım biz ne yaptık ya?" dedim gayri ihtiyari. "Ne var ev tuttuk işte hadi yürü eve gidelim de eşyalarımızı toplayalım" dedi eşim.

O gün akşam eşya toplama işine başladık ve bu iş tam tamına 1 hafta sürdü! Bir yıllık evli bir çiftin evinde olmaması gereken ne kadar ıvır zıvır, ne kadar yayıntı varsa hepsi bizim evde mevcuttu. Zannedersiniz 20 yıllık evliyiz o derece! Ya bunlar yetmiyormuş gibi bizim evde bir köpek bir de kaplumbağa var, ikisinin de kendine ait kolisi vardı arkadaş! 

Taşınma şirketi cuma sabahı geldi ve eşyalarımızın eski evden yeni eve götürülmesi yarım gün sürdü. Tabi esas iş taşınma şirketi gittikten sonra başladı. Allahım evde belki de 100 tane koli (abartmıyorum), onlarca hurç ve onlarca poşet de cabası! Burası nasıl düzene girecek dedim içimden. Neyse ki ertesi gün ablam yardıma geldi de işin %95'lik kısmını birlikte bitirebildik.

Bugün yeni evimizden ilk defa işe geldim. Evimiz çok güzel oldu ama ben hala alışamadım. Sanki bu evde misafirmişiz gibi geliyor. Zamanla alışırım herhalde. İnsanın gelin girdiği evi bırakıp gitmesi zormuş :(

Bizim ve diğer tüm kiracıların en kısa zamanda ev sahibi olması dileğiyle...



Kötü ev sahibi insanı ev sahibi yaparmış.

30 Ağustos 2013 Cuma

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

2 kişi bişi demiş:

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Blog Satışı

0 kişi bişi demiş:
Bir gün bu konu başlığı ile bir yazı gireceğimi hiç düşünmemiştim, kader kısmet :)

Eşimin sürpriz anlayışının biraz farklı olmasından dolayı elimde fazladan Clinique'in Even Better Dark Spot Corrector'ı var. Elimdeki ürün 30 ml ve normal satış fiyatı 175 TL. Ben 125 TL'ye satıyorum. Ürünü hiç kullanmadım çünkü diğerinin daha yarısına bile gelmedim. Orijinalliği konusunda şüpheniz olmasın, eşim Boyner'den almış çünkü :)

Almak isteyen kişi mail yolu ile bana ulaşıp ücreti hesabıma yatırdıktan sonra ürünü  adresine kargolayacağım. Kargo ücreti alıcıya ait olacak. 

İletişim: kirazlidondurma@gmail.com 


Dark Spot Corrector 30 ml


16 Temmuz 2013 Salı

Yine mi Amerika?

3 kişi bişi demiş:
2011 yılının yazında tam 3 ay ABD'de kaldıktan sonra "Amaan bi daha ne zaman gidicem ki?" diye düşünürken hooop bu sene bi kongreye katılmak için bana yine ABD yolları gözüktü. Bu sefer sadece 1 haftalığına gidiyorum ancak geçen sefere nazaran daha heyecanlıyım çünkü kongrede İngilizce sözlü sunum yapağacım :( Sunumum aşağı yukarı hazır hale geldi ama henüz çalışmaya başlamadım. Resmen tir tir titriyorum düşündükçe.

Bu arada çok riskli bir hareket yaparak vizemi almadan uçak biletimi aldım. Dilerim konsolosluk sorun çıkarmaz.

Çarşamba gecesi vize için önce Ankara yolcusuyum. Kısmet olursa 10 Ağustos'ta da ABD yolcusuyum. 

Bana şans dileyin gençler :(

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Artık devir değişti, e tabi Explorer da değişti!

0 kişi bişi demiş:
Değişim hayatın her alanında kaçınılmaz bir şekilde yaşanıyor. Konu teknoloji olunca değişimin hızına ayak uydurmak daha zorlaşıyor. Bir zamanların efsane tarayıcısı olan Internet Explorer da, çağa ayak uyduramadığı gerekçesiyle kullanıcılar tarafından bırakılmıştı. Ancak son zamanlarda Internet Explorer çıkardığı yepyeni versiyonuyla tamamen değiştiğini söylüyor.

''www.explorerdegisincebenben.com'' adında bir blog açan Internet Explorer, geçmişte eleştiri yağmuruna tutulduğu eski versiyonlarıyla bizzat kendisi dalga geçiyor. Yeni IE10’un eskisiyle alakası olmadığının altını çiziyor.

Bu değişim, blog’da pek çok görsel ve video ile anlatılıyor. Özellikle, 90’ların ünlü yıldızları ile Vine’ı buluşturan videolar bir başka dikkat çekiyor. Bu videolarda yıldızlar eski şarkılarından birer bölüm söylüyor, ardından da ‘’#explorerdegisincebenben’’ hashtag’ini gösteriyorlar. Videoları izlerken insanlar, özellikle 90’larda çocuk olanlar zamanın çok hızlı geçtiğini anlıyor. İzleyenler, kendi değişimlerini  #explorerdegisincebenben etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamışlar bile.

www.explorerdegisinceben.com




Bir bumads advertorial içeriğidir.

9 Temmuz 2013 Salı

Çıkmaz demeyin, şansınızı deneyin

0 kişi bişi demiş:

Malumunuz ülkemizde patlak veren olaylar nedeniyle blogla ilişkimi neredeyse kesme noktasına geldim uzun zamandır. Twitter'ın başından ayrılıp başka işlerle haşır neşir olmak uzun süre içimden gelmedi açıkçası. Bu suskunluğumu kazandığım bir çekilişin haberi ile bozmaya karar verdim. 

Ne umutlarla katıldığım çekilişlerden hüsranla ayrılınca çekilişlere katılmaya tövbe eden ben, Onur ve Gözde isminde iki dünya tatlısının açtığı dörtdörtlukblog 'un L'oreal Türkiye ile ortaklaşa düzenlediği çekilişe katılmadan edemedim. "Ne de olsa bana çıkmaz" diye düşünürken kazanan olarak adımın ilan edilmesiyle birlikte iş yerinde göbek attığım doğrudur. Her ne kadar kozmetik blogger ı olmasam da kozmetikle yakından ilgiliyim ve makyaj ile ilgili blogları da takip etmeyi çok seviyorum. Kısıtlı kozmetik bilgim takip ettiğim makyaj blogları ile birlikte tavan yaptı desem yeridir. O yüzden takip ettiğim bütün makyaj blogger larına teşekkürü bir borç bilirim :)

Gelelim bugünkü post'umuzun esas konusu olan kazandığım hediyeyee...

Ta daaaaaaaaaaaaaaa!!!!


 L'oreal' Lumimagique seti.



Peki ne var bu setin içinde?

Bir adet fondöten, concealer/highlighter ve makyaj bazı. Setin isminden de anlaşılacağı üzere (lumi- luminance= parıltı, ışıltı) tüm ürünler cildinizde "glowy" bir bitiş sağlayıp yüzünüzü canlı ve sağlıklı gösteren ürünler. Cildim karma olduğu için fondötenin yağlı T bölgemde biraz parlama yapacağı kanısındayım ama pudrayla sabitleyerek bu sorunu ortadan kaldırabilirim sanırım. Henüz hiç birini denemedim, malum yaz geldi yüzümüzde fondöten durmuyor, çok fazla makyaj yapılmıyor. Havaların serinlemesiyle birlikte fondöteni denemeye başlayabilirim ama sanırım concealer için o kadar bekleyemeyeceğim :) 

Bu arada henüz CD'nin içinde ne olduğunu bilmiyorum çünkü takıp izleme fırsatım olmadı :)


Burdan dörtdörtlükblog'a ve L'oreal Türkiye'ye tekrar teşekkür ediyorum.


Hepinize güzel bir gün ve hayırlı Ramazanlar diliyorum...


K.D.

20 Haziran 2013 Perşembe

Bumerang ve Bumads

2 kişi bişi demiş:
Arkadaşlar merhaba,

İçinizde bumerang a üye olan ve bumads reklam içerikleri yayınlayanlar var ise bu konuyla ilgili bir bilgi alabilir miyim?

Şimdiden teşekkür ederim...




K.D.

7 Haziran 2013 Cuma

Every single day I'm çapuling baby

1 kişi bişi demiş:
Kekeler valla her gün çapulculuk yapmaktan bloga giremez oldum kusura bakmayın :/

#occupygezi
#direngezipakı
#direnankara
#direnizmir
#direnTürkiye
#heryertaksimheryerdireniş

30 Nisan 2013 Salı

İyi ki benim kaynanam değilsin.

5 kişi bişi demiş:

Haftalardır devam eden iş stresim ve yüküm biraz azalınca, hafta sonu aylardır ziyaret edemediğimiz ailelerimizi görmeye karar verdik eşimle. Cumartesi günü bizimkilerin yanındaydık, ne kadar çok özlemişim ton ton anneciğimle babacığımı, çok iyi geldi onları görmek... 

Akşam ise eşimin ailesinin yanına gittik. Ve işte sinir stres dolu saatler orada başladı...

Konuyu bağlamak için belirtmek gerekirse; cuma günü iş çıkışı saçlarımı boyatmıştım. Renk skalasından açık kumral rengi seçmeme rağmen kuaförümün kendi kafasına göre iş yapmasından dolayı saçım bildiğin sarı oldu. O gün öyle çıktım kuaförden ama eve geldim, aynaya baktıkça saç rengime uyuz oldum. Zaten beyaz tenliyim, sarı olunca iyice cesede benzedim. Eşime sordum, saçım nasıl olmuş diye, "Güzel olmuş" dedi. 

"Güzel olmuş."

O ne lan? "Aşkım harika olmuş" diceksin, "Aşkım çok seksi olmuş bayıldım" diceksin.

Kuru kuru "güzel olmuş" da neyin nesi? 

Ben size söyliim neyin nesi;

"Aşkım hiç olmamış ama göt korkusundan söyleyemiyom" dur onun Türkçesi.

Belli ki karının içine sinmemiş, kocası olaraktan onu pohpohlaman gerekiyor bunu ben mi öğreticem sana ayol? Bu erkekler de kadın ruhundan hiç anlamıyo valla.

Tabi ben bu tepkiye ayar olaraktan ve de zaten içime sinmemiş olan bir saç rengiyle eşimin ailesinin yanına gittim. 

Orası da bayaa bi kalabalıktı. Eşimin ailesi ve amcası müstakil iki katlı bahçeli bir evde altlı-üstlü oturuyo. O gün de şansımıza eşimin kuzeninin müstakbel kocası ve kayınvalidesi gelmişler; bi de eşimin çook "sevdiğim" halası.

Cümbür cemaat oturduk.

Tabi herkes yeni saç rengim için "Çok yakışmış" "Çok güzel olmuş" filan diyince benim azıcık moralim yerine geldi. İçimden "Ya herhalde o kadar da fena olmadı, gözüm alışmadı ondan bana kötü geldi" filan diye geçirmeye başladım.

Neyse efendim sonra çok sevgili "kayınhalam" (nam-i diğer reel Vasfiye teyze) oturduğu yerden dudaklarını köpek götü gibi büzüştürüp, bi kilo limon yalamış gibi suratını ekşite ekşite;

"Saçın hiç olmamış canım, bu nasıl sarı, bildiğin yeşil olmuş. Sen bi 10 gün sonra yine boyat bu saçı" demesin mi?

Benim surat düştü tabi. Ne diceğimi bilemedim. Sinirden karının üstüne atlayıp suratını tırnaklayasım var ama yapamıyorum. "Ya benim de içime sinmedi zaten, iki hafta kadar kullanıp boyatırım herhalde" diyebildim ancak.

Reel Vasfiye benimle hızını alamayınca eşimin kuzenine yani kendi yeğenine saldırdı bu kez:

"M.'nin duvağını da hiç beğenmedim, çok çirkin. Neden onu aldınız ki? Keşke uzun bişey alsaydınız."

Bu sefer de haklı olarak 1 ay sonra evlenecek olan kızcağızın suratı yerlerde...

Kızın duvağı da gayet güzel bu arada, kenarları dantel detaylı filan. Kızcağız hiç bişey demedi tabi ama ben içinden ettiği küfürleri tahmin edebiliyorum.

Ya kız 1 ay sonra o duvağı kafasına takıp evlencek. Çirkin bile olsa böyle mi söylenir? Patavatsızlık mı, kıskançlık mı artık bilemiyorum.

Gece yatarken var ya sinirimden ağladım da eşim teselli etti. Sen bakma ona, eşinden boşandı, çocukları yanında değil (hem eski eşi hem de iki oğlu Almanya'da) psikolojisi bozuk onun, takma kafana dedi. Tabi ben yine de içimden saydırdım o ayrı.

Ertesi gün sevgili kayınvalidem izinli olduğu için birlikte dışarı çıkalım dedik, ailece vakit geçirmek için. Dışarı çıkmak için bi hazırlanayım, süsleneyim dedim. Banyoda saçıma fön çekerken "the vasfiye" yanıma geldi.

"Saçın bildiğin yeşil olmuş baksana, boyat 10 gün sonra" dedi!

Te'allaaaam sabırrrrrrrrrrrrrrrrrrrr diye bağırdım içimden. Dün zaten söylemişsin aynı şeyi, ne diye bi daha bi daha söylüyosun ki? Hem belki ben yeşil seviyom ya sana ne?


Sinirli sinirli makyajımı yapıp salona gittim.

Kayınvalidem mutfaktan duymuş bunu, sonra benim yanıma gelip "Bunda renk körlüğü var herhalde" dedi. Ben de "Neyse anne boşver, ben bişey demiyorum artık" dedim.

Annem benim, seviyorum valla seni. Bi gün olsun şu kaynanalığı sen bana yapmadın.


İki dakika sonra salonda oturan eşime "Aşkım bi kontrol etsene eyeliner'ım nasıl olmuş?" diye sormamla reel vasfiyenin yandan "Az olmuş" diye atlaması bir oldu.

Ama yeter mi? Yetmeeez.

Oturduğu yerden beni incelemeye devam etti:

Sen maskara kullanmıyosun herhalde?
+Yoo kullanıyorum.
- O zaman az sürüyosun herhalde. İki kat sürersen daha belirgin olur.
+Zaten iki kat sürüyorum. İki farklı maskarayı aynı anda kullanıyorum.
- ..... Hmmm... (ay jnms pot kırdım galiba gülücükleri)


Sonra uzuuun uzun saçıma bakıp;

- Senin saçının önü uzun arkası kısa mı?
+ Evet
- Hmm...
+????

Adam öldürüp hapse girenleri o kadar da yadırgamamak lazımmış ben bunu o zaman anladım.

Eşim ve kayınvalidemle dışarı çıktığımızda ise kayınvalidemle karşılıklı içimizde ona karşı ne var ne yoksa döktük. O da uyuz olmuş tavrına (normal olarak) "Ona ne oluyosa, onda yok ya kıskançlıktan ne yapacağını şaşırdı" dedi.

Ben hayatımda böyle bi kadın daha görmedim. Beni ne zaman görse mutlaka bişeylerime kusur bulur. Ama bu hafta sonu artık işin bokunu çıkardı. Kayınvalidem dedi ki, bi gün aynısını biz de ona yapalım. Ben de yok ya anne boşver filan dedim, gururlu gelin edalarında (yalan).


Dün gidip saçımı açık kumrala boyattım. Reel Vasfiye'den dolayı değil, tam istediğim renk esasen bu olduğu için. Yoksa vasfiye benim yeşil-sarı saçımın bokunu yesin yani.

Ama bu iş burda bitmeeez. Ben adamın aklını alırım aklını. Sen kime çattığının farkında değilsin vasfiye!

Ne demişler;


"Intikam soğuk yenen bir yemektir"



K.D.





26 Nisan 2013 Cuma

Bip bip. Yaşıyom ölmedim.

3 kişi bişi demiş:
"Hıı iyi biz de çok merak etmiştik sanki" dediğinizi duyar gibiyim. Acıların çocuğu ayağınıza geldi haaanım! Ne zamandır yazmıyorum bloga beee, resmen unuttum buraları. Anca millete yorum yapıyom. Halbuki gel, şuraya iki kelam bişeyler yaz demi? Ne oturuyon orda panda gibi yaymışın kıçını. Hayret bişey. 

Sürekli devam eden isyeeeaaan moduma bir yenisini daha ekleyeyim bari bugün.

Evlilik zor zanaat genşler, evlenmeden önce iki kere düşünün.  Yemeği, çamaşırı, bulaşığı bitmiyor arkadaş! Neyse ki kocam mutfakta tam bir şef olduğundan (nazar etme ne olur, çalış senin de olur) yemek işini arada ona kakalıyorum. Ama yine de yüküm pek de azalmıyor, zira kocam yemek yapayım derken afedersiniz mutfağın ebesini zikiyor. Arkasını temizlemek de bana kalıyor. Ama her şeye rağmen evlilik çok güzel, seviyorsanız hemen evlenin bence (Kocam blogumu okuyor).


Valla iki aydır filan kitap okuma işini de saldım, benim vikitap hedefi bu sene yalan olur bence. Ama neden saldım bi sor? Çünkü kendime kızdım. Milletle sidik yarıştırır gibi okumaya başladım. Beğenmediğim kitapları zorla okudum, bitirdim. Sonra bi gece ak sakallı dede girdi rüyama "E be kızım, ne diye sidik yarıştırır gibi kitap okuyosun, kitap dediğin zevk için okunur. Okuma işini kendine işkence haline getirme!" dedi. Ben de "Valla helal olsun ak sakallı, kırk yılın başı doğru bi laf ettin" dedim ve uyandım. Sonra da özgürlüğümü ilan edip kitap okumayı bıraktım. Canım ne zaman isterse o zaman başlarım okumaya dedim. İki aylık sürede 3-5 kitaba başlayıp yarım bıraktım. Şimdi ise sadece gece yatmadan önce okuyorum kitap. Kendimi zorlamadan, zevk için. Sonuçta işinde gücünde bi insanım, her zaman vakit bulamıyorum, zorlamanın bi alemi yok (Sülalem rahat).

İşi falan soracak olursanız her zamanki gibi (boktan yani). Bölümün işi ayrı, kendi işlerim ayrı dert. O yüzden oralara hiç girmeyelim bence.

Hayatımda aksiyon eksikliği iyice aldı başını gitti monotonluktan kurudum kaldım yemin olsun. Sıkıntıdan makyaj bloglarına sarıp ev ekonomisini göçerttim. Bütün maaş makyaj malzemelerine gitmeye başladı. Ne de olsa yaş kemale eriyor, gençliğim güzelliğim gidiyor bari boyanayım biraz.

Bi de geldi bahar ayları, gevşedi gönlümün yayları yani, hiç bi bok yapasım yok. Uzun bir tatile ihtiyacım var ama nerdeee! Bu yaz tezimi yaparken tatili anca rüyamda görürüm ben :/

Neyse yeter bu kadar, gidiyom.


21 Mart 2013 Perşembe

Bloglovin

0 kişi bişi demiş:
Keko Google Reader'ı 1 Temmuz'da kapatıyomuş. Birbirimizi kaybetmemek için bloglovin'de buluşalım...

http://www.bloglovin.com/blog/5316299/buffy-de-vampir-sayilir

12 Mart 2013 Salı

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: Su - Buket Uzuner

4 kişi bişi demiş:
Görsel burdan alınmıştır.

Övüle övüle bitirilemeyen Buket Uzuner'in okuduğum ikinci kitabı.

Bu kadının anlatımını çok garipsiyorum.

Tamam, okurken ne olacak diye merak ettiriyor ama nedense kitabın sonunu hiç iyi bağlayamıyor. Hadi bu kitap dörtleme şeklinde olduğu için lönk diye bitmiş. Kumral Ada Mavi Tuna'ya ne demeli? Sonu tam bir hayal kırıklığıydı benim için.

Buket Uzuner Kutadgu Bilig'i okumuş, çok beğenmiş ve bununla ilgili bi kitap nasıl yazabilirim demiş ve ortaya bu çıkmış. Nasıl sokuştursam neresinden bağlasam derken bence fazla abartmış.

Zırt pırt "handiyse" kelimesini kullanmış durmuş. Çok sinirime dokundu okurken.

Karakterleri de sevemedim zaten. Bu yüzdendir ki okumam 1 ay sürdü.

Kimse kusura bakmasın ama sanki bu kitabı özenti ergenin teki yazmış gibi. Sanki internette, haberlerde her gördüğünü kitaba sokuşturma gereksinimi duymuş. Sosyal sorumluluk mesajları vere vere ölmüş kitapta. Tamam versin, eyvallah da yani her şeyin fazlası zarar. İnsanın içini bayıyo bi saatten sonra. Zaten bu sebepten konudan aşırı şekilde sapmış bana kalırsa. Kitabın türünün ne olduğu meçhul. Polisiye gibi başlıyo ama "sosyal sorumluluk projesine" dönüşüyo bi süre sonra.

Hele bi de kitabın ortasında "okuyucuya seslendiği bölümler" var ki evlere şenlik. Ben hayatımda böyle saçmalık görmedim desem yeridir. Önsöz diye bişey var yani, çok istiyosan yaz oraya yazacaklarını.

D&R'ın Buket Uzuner'in kitaplarına yaptığı indirimden 3 kitabını almıştım. Geriye okumadığım bi tek İki Yeşil Su Samuru kaldı. Onu da okur muyum bilmiyorum.

Bugünlük benden bu kadar...

K.D.


Not: Buffy telefonumu kemirdiği için fotoğrafı internetten almak zorunda kaldım :(

8 Mart 2013 Cuma

Olabilir mi?

5 kişi bişi demiş:
Adetim iki hafta gecikti ve her sabah mide bulantısından ölüyorum.

Hamile olma olasılığım?



13 Şubat 2013 Çarşamba

Çekiliş Yok

2 kişi bişi demiş:
Ya arkadaş bi katıldığım çekilişi de kazanayım yaaa! Yemin ediyorum içim şişti artık çekilişe filan katılmıcam bi daha. Ben daha bir tane bile kazanamamışken, blogunu takip ettiğim arkadaşlarım onlarca çekiliş kazanıyor! Valla gına geldi artık :( Hayır bi de çok beğeniyorum hediyeleri, gözüm kalıyo 2 gün sonra  başına bişey geliyodur o hediyelerin kesin. 

Madem çekiliş kazanamıyom, bundan sonra kenafir gözlerimle nazar değdircem hediyelerinize :D


Şaka şaka, güle güle kullanın anasını satayım.


K.D.

12 Şubat 2013 Salı

"Nasıl kitap okursun?" mim'i

2 kişi bişi demiş:
Görsel burdan alınmıştır.

Günaydınlar sevgili okuyucu,

Çok sevgili arkadaşım İrem ve melek bahar beni aynı mim'de mimlemişler sağolsunlar :) Mim'in konusu başlıktan da anlayabileceğiniz üzere nasıl kitap okuduğumuzla ilgili. 

Aslında benim belli bir okuma şeklim yok; oturarak ya da yatarak her iki türlü de okuyorum. Geceleri yatmadan önce yatağa uzanıp okumayı seviyorum ama ne yazık ki 3-5 sayfa içinde okuduğum kitap bende masal etkisi yarattığı için hemen uykum geliyor :) Genelde oturma odamda köşe koltuğuma gergedan gibi yayılıp okumayı seviyorum ama o zaman da genellikle Buffy hanım sağ olsun kitabıma ortak olup orasını burasını ısırmaya çalışıyo :)

Genellikle sessiz ortamlarda kitap okumayı severim, kendimi okuduğum şeye daha iyi kaptırabilmek için... Eğer altta müzik ya da TV sesi filan olursa aklım oraya doğru kaymaya başlıyo ve kitaptan kopuyorum. Hele ki müzik varsa ve bi de sevdiğim bi şarkı çalıyosa zaten kitabı unutup şarkıya eşlik etmeye başlarım :) O yüzden çıt çıkmasın please :)

Eğer okuduğum kitap çok sürükleyici ise sabah servis beklerken, evde yemek yaparken hatta ve hatta tuvalette bile okurum yani sıkıntı yok :)

Bu mim'i yapmak isteyen herkes kendini mimlenmiş saysın :)

Bol kitaplı günler,

K.D.

7 Şubat 2013 Perşembe

Dertlendim

7 kişi bişi demiş:

Sizin de benimki gibi dağınık, gamsız ve vurdumduymaz bir kocanız olsaydı siz de dertlenirdiniz kızlar.

Ya bi insanın aldığı bi şeyi tekrardan yerine koyması ne kadar zor olabilir bilmiyorum.

Veya sabah kalktıktan sonra yatağı toplaması...

Hatta akşam oturma odasında atıştırdıktan sonra kalan boş tabak çanağı mutfağa götürmesi...

Kahvaltıdan eli boş kalkmak yerine bi tabak alıp lavabonun kenarına koyması...

Kirlilerini yatak odasında oraya buraya değil kirli sepetine atması...

Ne kadar zor olabilir?



Evlilik zormuş gerçekten. Allah bana kolaylık versin.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Buz Gibi Soğuk - Tess Gerritsen

4 kişi bişi demiş:


Doğan Kitap
Çeviri:Dost KÖRPE
Sayfa Sayısı: 271


Dün Kumral Ada Mavi Tuna'yı bitirdikten hemen sonra okumaya başladığım bu güzel kitabı bugün bitirmiş bulunuyorum :)

Diğer Tess kitapları gibi bu da oldukça yüksek tempoluydu, o kadar merakla okudum ki 24 saatten kısa bir sürede bitiverdi kitap.

Rizzoli&Isles serisinin 8. kitabı olan "Buz Gibi Soğuk" ta başrol Maura Isles'a aitti. Jane Rizzoli'nin kitaba tee 7. bölümde dahil olmasından açıkçası rahatsız oldum. Kesinlikle Maura karakterine karşı bir antipatim yok ama son bir kaç kitaptır şu aşk hayatında yaşadığı ergen tripleri beni benden aldı. Spoiler vermeden konusundan bahsetmek gerekirse arka kapakta yazanları copy&paste yapmak çok mantıklı olur bence. Şöyle ki;

"Bir tıp konferansı için Wyoming'e giden adli tabip Maura Isles, hafta sonunu arkadaşlarıyla birlikte bir kayak merkezinde geçirmeye karar verir. Ancak korkunç kar yağışı altında araçları devrilir ve ıssız dağ yolunda mahsur kalırlar. Yürüyerek ulaştıkları on hanelik köy ilk bakışta tamamen terk edilmiş gibi görünse de, sofralarda dokunulmadan bırakılmış yemekler, garajlardaki arabalar, ölüme terk edilmiş evcil hayvanlar burada bambaşka, esrarengiz olayların yaşandığını düşündürmektedir. 

Maura'dan haber alamayan ve onun peşinden bu köye gelen dedektif Jane Rizzoli, arkadaşının izine rastlayamasa da karların altında tüyler ürpertici bir başka gerçeği keşfeder."

Kitap baştan sona kadar gerilim yüklüydü. Okurken resmen içim ürperdi, kalp atışlarım hızlandı. Neredeyse tamamı buz gibi soğuk ve karlı havada geçtiği için okurken üşüdüm diyebilirim :) 

Kitabın konusunu, kurgusunu çok beğensem de çevirideki bazı şeyler sinirimi bozdu diyebilirim.  Birincisi koku tasvirleri yaparken sık sık "kesif" sözcüğünün kullanılmasıydı. Bazı yerlerde tekrardan kaçınmak için eş anlamlı sözcükler tercih edilebilirdi. İkincisi ise karakterlerin konuşurken kullandıkları İngilizce "well" kelimesinin (benim tahminim diyelim, orijinalini okumadım çünkü)  Türkçeleştirilip "eh" şeklinde yazılmasıydı. O kadar gıcık oldum ki anlatamam. Bütün cümleler "eh" diye başlıyor. Ne gerek vardı yani çok mu lazımdı o "eh"ler? Sanki karşımda Kanadalılar var da aksanlı İngilizce konuşuyorlar gibi hissettim. İşte o anda içimdeki Barney Stinson ortaya çıktı :D Üstlerine atlayıp ağızlarına kürekle vurasım geldi yemin olsun. Neyse efendim bu iki şeyin dışında çeviri iyiydi.

Kısacası Tess ablam yine döktürmüş maşallah. Kalemine sağlık bebişim. Kitaba puanım 10 üzerinden 9; 1 puanı Rizzoli'nin geç dahil oluşundan ötürü kırdım :)

Bol kitaplı günler,

K.D.

5 Şubat 2013 Salı

Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner

3 kişi bişi demiş:
Herkese merhabalar, 


Uzun süredir elimdeydi bu kitap. Bugün hocamın yokluğunu fırsat bilip okula götürdüm ve azimle 200 sayfa birden okudum ve bitirdim!

Kitap her ne kadar 500 sayfa olsa da okurken yoran bir anlatıma sahip değil (bende uzun süre kalması tamamen tembelliğimden). Baş karakteri Tuna isminde bir edebiyat öğretmeni. Kitap Tuna, Tuna'nın abisi Aras ve Ada adında bir kız arasında geçen aşk üçgenini anlatıyor. Dahası Tuna'nın Ada'ya olan imkansız aşkını anlatıyor diyelim. Bunun yanı sıra psikolojik bir kitap. Tuna öğretmenin kendisiyle verdiği savaşı okuyorsunuz bir taraftan. Ben özellikle bu üçünün çocukluğunun anlatıldığı flashback bölümlerini çok beğendim. Ülkenin içine girdiği iç savaş ve Tuna'nın kendisiyle olan savaşının anlatıldığı bölümler çoğu zaman beni boğdu. Okurken bir kadın yazarın nasıl oluyor da erkek bir karakteri bu kadar güzel anlatabiliyor olduğuna da hayret ettim doğrusu. Bazen okurken "yok artık ya buraları bir kadın yazmış olamaz" dediğim pek çok yer oldu.

Açıkçası pek çok blogger arkadaşım gibi "vay efendim neden daha önceden okumadım diloy dağlar zılgıt" şeklinde tepki vermedim kitabı okuduktan sonra. Evet güzeldi, değişikti ama ben daha etkileyici bir son beklerken kitap bana göre saçma sapan bi şekilde bitti. Özellikle kitabın sondan bir önceki bölümü "Geleceğin geleceği ve sibernetik savaş" inanılmaz sıkıcı ve gereksiz geldi bana. Yav böyle bi romanda böyle bi bölüm ne alaka dedim içimden. Bilmiyorum yani bu kitaba karşı karışık duygular besliyorum. Nefret de etmedim ama bayılmadım da. Her bölümü merak ederek okudum kabul, ama çünkü vurucu bir şekilde bağlanmasını beklediğim için. Ne yazık ki sonu beni tatmin etmedi.... İnternette okuduğum yorumlara bakılırsa sorun bende çünkü herkes kitaba bayılmış ve hatta bu kitabın hayatında okuduğu en iyi kitap olduğunu söyleyenler de var. Merak edenler alıp okusun, tüh keşke okumasaydım diyeceğiniz bir kitap değil çünkü.

Bol kitaplı günler...

K.D.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Mor Rimel'in Çekilişi Var

0 kişi bişi demiş:
Mor Rimel'in çekilişine katılmak için tık tık






Evrenden Torpilim Var - Aykut Oğut

7 kişi bişi demiş:
Bu yıl okuduğum 3. kitap.

Eşimin müdürü herkese armağan etmiş, okuyun diğer kişisel gelişim kitaplarından çok farklı, çok eğlenceli demiş.

Aldandım ve okudum.

Kişisel gelişim kitaplarından neden nefret ettiğimi bir kez daha hatırladım.

"Secret" furyasının Türkiye ayağı. "Evrene pozitif sinyaller gönderelim lay lay looom" tadında bir kitap. Bunu yaparken yazar kendi hayatından da bolca örnek vermiş. Buna kiloları yüzünden oyuncu olamazsın demişler. Beş parasız, hiç İngilizce bilmeden ABD'ye gitmiş. Yok pompacılık yapmış, garsonluk yapmış bilmem ne. Uzun süre bi bok olamamış ama sonradan oyunculuk yapmış, seslendirme yapmış falan filan.

Kitapta bi konuyu anlatırken bi milyon tane örnek vermiş sanki tek örnekle anlamıcakmışız gibi.

Ayrıca sürekli anı şeyleri tekrar etmiş durmuş. Okurken resmen içim bayıldı, ruhum çürüdü.

Büyüklerimizin "Sen gönlünü ferah tut", "Aklına kötü şeyler getirme", "İyi düşünelim iyi olsun" mantığının batılılaştırılmış ve ticarileştirilmiş versiyonunu yedirmeye çalışıyo bize.

Ben param var gibi mutlu mesut davrancakmışım, sonra evren bana para vercekmiş.

Hahahahahaha ayyyy sen beni güldürdün ya Allah da seni güldürsün!

Adam yaşam koçluğu yapıyormuş; saati 150 dolardan.

Yüz elli dolar mı? Saati mi?

Şimdi bu adam polyannacılık oynamasın da kim oynasın?

Evren bize istediğimizi vermek ZORUNDAymış. Ya bi sittir git allasen.

Tövbe bi daha kişisel gelişim kitabı okumaya.

Tam bir zaman kaybı.

İki Kitap Birden: Mefisto Kulübü ve Ruh Koleksiyoncusu

0 kişi bişi demiş:
Sendromlu bir Pazartesi sabahından merhabalar sevgili okuyucu,

Hafta sonu bir kaçamak yapıp bi soğuk ve yağmurlu havalarda kalktık yazlığa gittik. Tabii ki bu "dahiyane" fikir benden çıktı :) Ben de çok meraklı değilim tabi bu soğukta kıçımı dondurmaya ama ne yapayım kızım Buffy'ye değişiklik olsun özgürce çimlerde koşsun diye gitmek istedim. Şehirde kalabalık, sokak köpekleri ve de trafik tehlikesi yüzünden tasmasız gezdiremiyorum hayvancağızı; o zaman da zavallıcık enerjisini atamıyo. Gitmesine gittik yazlığa da, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur sayesinde Buffy'yi de doğru düzgün gezdiremedim ki. Yağmurun dindiği bi anda sadece hadi dedim bu ilk ve son şansımız olabilir; giydirdim kızımı ve saldım çimlere :) Ama nasıl mutlu oldu nasıl oyunlar oynadı benim kızım, onu öyle görünce soğukta kalmaya değer dedim :)
Bloguma oturup adam akıllı yazacak vakti bi türlü bulamıyorum. Haftasonu kaçamağımız esnasında eşim mangalı yakarken yazacaktım aslında ama, maalesef eşim sürekli "aşkım şunu getir aşkım bunu götür" derken bu pek mümkün olmadı.

2013 yılında 3 kitap bitirip 4.süne başladım ama hala hiç biriyle ilgili tek kelime yazmadım. Okuduğum kitaplardan ilk ikisi yine Tess Gerritsen kitapları. Valla şu elimdeki Tess kitapları bitsin siz de kurtulun ben de kurtulayım :)) Gören de yorumladığım Tess kitaplarından komisyon alıyorum sancak artık.

Neyse efendim gelelim kitaplara...

İlk kitap Rizzoli&Isles serisinin 6. kitabı olan Mefisto Kulübü. 
Görsel burdan alınmıştır.
Zaten bu seriyi okuyup da sevmeyen yoktur herhalde diye diye dilimde tüy bitti. Yine oldukça heyecanlı bi kitaptı. Buna rağmen elimde yaklaşık 5-6 gün kaldı aslında 2-3 günde bitebilecek bi kitaptı ama tembellik yaptım sanırım. Bu kitap özellikle boş zamanlarımda illuminati ile ilgili şeyleri araştırmayı sevdiğimden biraz daha ilgimi çekti. İblis, şeytan, baphometi filan görünce ben coştum zaten :) 

Azıcık spoiler vereyim ama pek de önemli bi spoiler sayılmaz zaten tahmin edebileceğiniz bi durum. Kitabı okumamış olanlar bu paragrafı atlayabilir :) Bu kitap biraz doğa üstü olaylar varmış gibi ilerleyip sonunda her şeyin mantıklı bir açıklamaya kavuşmasıyla sonuçlanıyor. Zaten aksi gibi bi durum beklemiyorsunuz okurken... Bol bol sembol bilim kullanılmış. Bi de Anthony Sansone diye bi karakter var ki (mefisto kulübünün başkanı) adam zengin diye hooop polis kayıtları bunda, cinayetle ilgili basına verilmeyen bilgiler bunda, adam cinayet mahalline bile giriyor. Evinin bahçesinde ceset buluyo herif yok fotoğrafını çekmeler cesedi incelemeler bilmem ne... Ben sevmedim bu karakteri valla gıcık etti beni çok bilmiş. Maura'nın da şu bol dramlı aşk hayatı beni benden alıyo yalnız. Koskoca Boston'da adam kalmamış gibi gitti pederle işi pişirdi azgın karı. Onun aşk hayatını okumaktan Jane Rizzoli'ye sıra gelmiyo bi türlü.

Neticede kitabı öyle ya da böyle sevdim arkadaşlar. Seriye başlayanlar okur zaten. Kitaba puanım 10 üzerinden 8.

Gelelim ikinci kitabımız Ruh Koleksiyoncusu'na... 

Görsel burdan alınmıştır.

Bu da yine konusuyla beni hemen içine çekti. Arkeoloji, Eski Mısır, müze, manyak ruhlu insanlar ve cinayetler... Daha ne isterim Allah'tan harika bi kombinasyon :) Bu kitap Mefisto Kulübü'ne oranla daha heyecanlı geldi bana; bazı yerlerinde gerildim de gerildim. Filmini izlesem ancak bu kadar olurdu. Kurgusu, konusu her şeyiyle çok etkileyici bir kitaptı çok başarılı buldum. Mefisto Kulübü'ndeki Anthony Sansone karakteri bu kitapta da var. Adama uyuz oldumdu bi önceki kitaptan bi türlü kurtulamadık gitti. Kitabın bol sürprizli bir sonu var. Oldukça başarılı buna da puanım 10 üzerinden 9. 

Doğan Kitap tarafından basılan Tess kitaplarına nedense sinir oluyorum yalnız. Martı'dan çıkanlara çok alışmışım kapaklarını filan da çok seviyorum. DK'nın basımı çok eciş bücüş geliyo  bana, ama tabi zevk meselesi. 


Hepinize bol kitaplı günler,

K.D.

23 Ocak 2013 Çarşamba

2012'de Okuduğum Kitaplar Mim'i

4 kişi bişi demiş:
Günaydın sevgili okuyucu,

Çok sevgili biricit beni mimlemişti geçen hafta. Daha bu sabah anca boş bi zaman bulup neler okudum diye gözden geçirebildim ve sonunda mim'i yanıtlıyorum :)

Geçtiğimiz yıl okuma anlamında benim için oldukça iyi geçti diyebilirim. Oldukça telaşlı evlilik hazırlıkları ve yeterlilik sınavına çalışma temposu içerisinde tamı tamına 18 kitap okumuşum :) Biliyorum çok yüksek bir sayı değil ama hiç yoktan iyidir :) Dilerim ben de bir gün blog'unu takip ettiğim diğer arkadaşlarım gibi 80-100 kitap okuyabilirim...

Gelelim okuduğum kitaplaraaa... Listemin büyük bölümünü tabii ki Tess Gerritsen oluşturuyor :) Fark ettim ki geçen yıl çok fazla çerezlik kitap okumuşum, o yüzden bu yıl bu durumu değiştirmek istiyorum umarım başarırım :)

  1. Açlık Oyunları - Suzanne Collins
  2. Alaycı Kuş - Suzanne Collins
  3. Allah Beni Böyle Yaratmış - PuCCa
  4. Ateşi Yakalamak - Suzanne Collins
  5. Dönüşüm - Franz Kafka
  6. Gece Nöbeti - Tess Gerritsen
  7. Günahkar - Tess Gerritsen
  8. İkiz Bedenler - Tess Gerritsen
  9. Kan Gölü - Tess Gerritsen
  10. Küçük Aptalın Büyük Dünyası - PuCCa
  11. Küçük Mucizeler Dükkanı - Debbie Macomber
  12. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
  13. Mavi Saçlı Kız - Burçak Çerezcioğlu
  14. Ruhundaki Zehirle Yüzleş - Tess Gerritsen
  15. Siliniş - Tess Gerritsen
  16. Sorun Bende Değil Sende - Pink Freud
  17. Sorun Bendeymiş - Pink Freud
  18. Ve Geri Kalan Her Şey - PuCCa
Okuduğum kitapların yanı sıra 4-5 tane de yarım bıraktığım kitap vardı bu yıl onları da tamamlarım umarım :) 

2012'de okuduğu kitapları henüz yazmamış olan herkesi mimliyorum.

Öpenzi,

K.D.

22 Ocak 2013 Salı

Yine güzel bi çekiliş var :)

0 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili okuyucu,

Umarım paylaştığım çekiliş haberleriyle sizi sıkmıyorumdur yaa, ama sizin de şansınızı denemenizi istedim çok güzel çekilişler var çünkü :)

Bi tanesi de 7-24 makyaj 'ın çekilişi. Henüz katılmadıysanız buradan tık tık


21 Ocak 2013 Pazartesi

"Ahududu Tadında Cümleler" Çekiliş Düzenlemiş! :)

2 kişi bişi demiş:
Hem de mükemmel hediyelerle dolu bir çekiliş!


Katılmak için tık tık

9 Ocak 2013 Çarşamba

Özlenen şeyler mim'i

6 kişi bişi demiş:
İyi akşamlar sevgili okuyucu,

Yorucu bir günün ardından eve geldim, bilgisayarımı açtım blog okuma listeme girdim bi baktım ki yazılarını bayıla bayıla okuduğum sevgili Melodram beni mim'lemiş! Mim'in konusu özlediğimiz şeyler... Aaah ahh neler özlemedim ki, sıradan bi başlayalım bakalım...

  • Anneannemi ve dedemi özledim. İkisi de uzun yıllar önce vefat ettiler. Küçükken anneannem ablamla benim ellerimize kına yakardı. Kına tutsun diye beklerken biz de öğlen uykusuna yatardık. Dedeme zorla eşek resmi çizdirirdim. O eşek çizerdi ben de eşeğin sıçtığı bokları çizerdim arkasına. Ne manyakmışım lan.
  • Ölen köpeklerim Yesi, Buzi, Lucky ve Phoebe'yi özledim. Ne çok severdim sizi hala alışamadım yokluğunuza güzel kızlarım benim :(
  • Sevdiğim şarkıları radyodan kasete çekmeyi özledim. Hey gidi günler nerdeeen nereye...
  • Koca yaz mevsimini yazlıkta aylaklık yaparak geçirmeyi özledim...
  • Yabancı müzik dinlicem diye İzmir'in yerel kanalı  SKY'daki o zayıf çocuğun programının başlamasını beklemeyi özledim...
  • Ablamla birlikte odamızda oturup televizyon izleyip yabancı dizileri yorumlamayı özledim...
  • Buffy the Vampire Slayer ve Angel'ı izlemeyi özledim!
  • Capital Radio'da Kaan'ı dinlemeyi özledim...
  • Atari oynamayı özledim; "9999999999 in 1"
  • Justin Timberlake'in posterlerine bakıp bakıp hayaller kurmayı özledim...
Kısacası ben çocukluğumu, o masumiyeti, 90'ları çok ama çoook özledim...

Siz neleri özlediniz? Mimlediklerim;

İ.r.e.m.c.e
asabi bakire
Nesrin (Laf Salatası)
melek bahar
AhuDudusu
biricitconsungunlugu

2 Ocak 2013 Çarşamba

eczanemizde.com alışverişim

4 kişi bişi demiş:
Merhaba sevgili dostlar bugün 2. post'umla karşınızdayım. 

Bu aralar kendimi mutlu etmek için ya kızım Buffy'ye ya da kendime bol bol para harcıyorum maşallah. Sonra kredi kartı ekstrem gelince gözlerim yuvalarından fırlıyor sanki o kadar parayı ben harcamamışım gibi. Yine de alışverişten vazgeçemiyorum her kadın gibi.

Daha önceden eşimin eczacı bir arkadaşının denemem için verdiği Bioderma Sebium tester lar bitince, e memnun da kalınca ürünlerden almaya karar verdim. Yalnız eczacı arkadaşımıza fiyatları sorunca aldığım cevap sonrası "oha" diye haykırmadan edemedim. Dedim ki ben bunları internette daha ucuza bulurum. Bi kaç siteyi inceledikten sonra eczanemizde.com'un hem uygun fiyatlı hem de güvenilir bir site olduğu kanaatine vardım ve verdim siparişimi.


Efendim, sağda gördüğünüz yüz yıkama jeli 500 ml'lik iki şişe halinde 51 TL. Yani 1 litre jel var maşallah nereme sürceksem o kadar şeyi. Ucuz buldum aldım ama gerçekten de memnun kalmıştım testerını kullandığımda. Kokusu da parfümlü ama çok hafif benim çok hoşuma gitti.

Soldaki set ise Bioderma Sebium AKN, Bioderma Sebium Serum ve H20 temizleyici. Bu set de yanlış hatırlamıyosam 89 TL. Bioderma Sebium AKN krem kullanımı çok hafif bir krem, aynı zamanda makyaj bazı olarak da kullanılabiliyor. Serum ve H2O temizleyicisini kullanmamıştım ama gördüğüm kadarıyla ürünü  kullanan herkes çok memnun. 

Bu arada alışveriş yaparken Bioderma'nın cilt lekeleri için olan ürünlerinin tester'larını istemiştim, sağolsunlar aşağıda gördüklerinizi yollamışlar :) Bi ara yumurtalığımda bulunan kistler için doğum kontrol hapı kullanmıştım da,  o dönemden hapların bana hediyesi pek çok yan etkinin birisi de alnımın ortasında çıkan Avusturalya büyüklüğündeki güneş lekesiydi. BioTaches 'ın emulsion kremini kullanıyorum ne zamandır ama hala bi gelişme yok ne yazık ki. Bi de Bioderma'yı denicem bakalım inşallah iyi gelir.

Ürünleri 1 ay kadar kullandıktan sonra eğer unutmaz isem bi değerlendirme yazıcam. 

Şimdilik benden bu kadar sevgili okuyucu...

Öpenzi...

K.D.

Nur Bojuk'ün çekilişi varmışş :)

0 kişi bişi demiş:

Nur Bojuk muhteşem bi çekiliş hazırlamış :) Kazanan aşağıdaki çok satanlar listesinden seçeceği 2 kitabın sahibi olacak :)




 

Buffy de vampir sayılır Copyright © 2012 Design by Ipietoon Blogger Template